reklam
Türkiye’nin PKK ile Mücadelesi
HABER MERKEZİ | 08 Aug 2019 Thu | 09:51:32 | Ekleyen: O.G.

Türkiye’nin asker ocağı TSK, diğer adıyla Mehmetçik, PKK denilen bölücü terör örgütüyle 1980’lerden beri sürekli mücadele ediyor.

1978 yılında kurulan baş belası PKK salt bir terör örgütü gibi görünse de, arkasında devasa bir güç var.

İsrail ve Batı var.

ABD ve AB var.

BM, NATO ve Pentagon var.

Hatta İran ve Suriye gibi devletlerin kukla yönetimleri var.

Yani, küresel Siyonizm denilen Deccal’ın gücü ve desteği var PKK’nın arkasında.

Arap Baharı patlak verene kadar bu destek örtülü şekildeydi ama mızrağın çuvala sığmadığı epeydir görülüyor.

Artık her şey ayan beyan ortada, kozlar paylaşılıyor.

Demem o ki Türkiye eşi benzeri görülmemiş bir harbin içinde.

Gerek ülke sınırlarında gerekse sınır ötesinde yaklaşık 40 yıldır süren ve mali külfeti dağları aşan bu harpte çok ama çok şehit verdik.

Ancak şu da bir gerçek ki, bu harp sayesinde Mehmetçik çok önemli bir savaş tecrübesi kazandı.

Bugün Ortadoğu’da başarılı operasyonlar yapabiliyorsa bu tecrübenin büyük payı var kuşkusuz.

TSK, PKK’nın karargâh edindiği Kuzey Irak bölgesine ilk sınır ötesi operasyonunu 1983’te yaptı.

Ondan sonra sınır ötesi operasyonların ardı arkası kesilmedi. 

PKK’nın en zırzır zamanlarında, özellikle palazlandığı 90’lı yıllarda Kuzey Irak’taki terör kampları sık sık hedef alındı. 

Çok sayıda sınır ötesi kara ve hava harekâtı yapıldı, binlerce terörist öldürüldü.

Örneğin; 21 Mart 1995 tarihinde 35 bin askerimizin katıldığı Çelik Harekâtı tam 43 gün sürdü. 

2 trilyon 800 milyar liraya mal olan harekâtta 555 PKK'lı öldürüldü.

1997 yılında çok kritik bir dönemeçten geçildi.

Erbakan’ın Başbakan olduğu dönemdi.

İsrail’in artık kesin sonuç almak istediği, Büyük İsrail’i kurmayı hedeflediği yıldı.

MOSSAD, CIA ve MI6 ajanları her yerde cirit atıyor, PKK saldırılarının sonu gelmiyordu.

Mehmetçik bu kez Çekiç kod adıyla Kuzey Irak’a harekât başlattı.

Çekiç Harekâtı iki buçuk ay sürdü. 

Aynı yıl yapılan Şafak Harekâtı da 17 gün sürdü.

Toplam 2500’den fazla PKK’lı öldürüldü. 

Böylece İsrail’in planları suya düştü, arzı mevut hayali bir başka bahara kaldı.

1999 yılına gelindiğinde PKK’nın sözde lideri Abdullah Öcalan CIA’nin eliyle Kenya’dan paketlenip uçakla Türkiye’ye teslim edildi.

Bu başarı Bülent Ecevit’e mal edildi, her zamanki gibi hiç hak etmediği halde.

Ne de olsa arkasında “karayı ak, akı kara” gösterecek marifette hokkabaz bir Yahudi medyası vardı.

Öcalan yakalandığında şunu söylemişti: “Ben örgütü devletin emriyle Ankara’da kurdum.”

Bu ne demekti?

Devletin içinde İsrailci bir derin yapı vardı.

Elbette İttihat ve Terakki’nin devamı olan Türkiye’deki İsrail’di bu.

Her yere dal budak salan, her kuruma ayrık otu gibi yayılan, ama öyle ama böyle varlığını bir şekilde hissettiren, şartlara ve zemine göre kılık değiştiren, farklı isimlerle su yüzüne çıkan dış uzantılı ve İsrail bağlantılı paralel yapılanmaydı bu.

Önce Ergenekon, sonra FETÖ, şimdi de PELİKAN denilen karanlık örgüttü bu.

Türkiye 2000 yılından itibaren PKK ile mücadelesinde yepyeni bir sürece girdi.

20 yıl boyunca PKK menzilleri bombalandı, kampları yerle bir edildi, binlerce terörist öldürüldü ama yine de terör bitmek bilmedi.

Aksine, PKK büyüdükçe büyüdü.

İllüzyonist Yahudi medya ve akademiyasının katkısı az değildi bunda.

Bataklık kurutulmadıkça, örgütün gerçek yüzü gösterilip art niyeti ortaya konmadıkça, Kürt halkı kucaklanıp ikna edilmedikçe, ayrıca zaman kazanıp TSK her yönüyle güçlü süper bir ordu haline getirilmedikçe, PKK’nın engellenemeyeceği aşikârdı.

AKP’nin kurulup iktidar yapılmasıyla birlikte birçok konuda olduğu gibi PKK konusunda da yeni bir dönemece girildi.

Anlaşıldı ki Yahudi medyasının algı operasyonları, Yahudi uşağı akademisyenlerin hokus pokusları etkisiz kılınmalıydı. 

Herkese bilhassa Kürtlere PKK’nın gerçek yüzü ve asıl niyeti gösterilmeliydi.

Zira PKK Kürtleri temsil etmiyordu. 

Amacı Kürtlerin hak ve özgürlüklerini savunmak falan değildi.

Gerçekte İsrail’in kuklası bölücü bir terör örgütüydü.

Devletin milletle kucaklaşması, Kürtlere şefkatli kollarını açması, insan hak ve özgürlüklerine önem vermesi gerekiyordu.

Erbakan’ın “hile rejimi ve köle düzeni” dediği 1923 vesayet sisteminin Siyonist ve Sabetayist baronları uyguladıkları ırkçı, dayatmacı, horlayıcı, dışlayıcı, yasakçı ve din düşmanı politikalarla Kürtleri PKK’nın ağına düşürmüşlerdi çünkü.

11 yıl aranın ardından 2008 yılında Kuzey Irak’a yapılan Güneş Harekâtı, Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından bir dönüm noktasıydı.

Ortadoğu’da reaktif politik zihniyeti terk edip proaktif bir felsefeye geçen Türkiye risk alıp yeni projelere imza atmakta kararlıydı.

2009 yılında çözüm süreci başlatıldı, Kürt açılımı devreye sokuldu.

HDP gibi demokratik Kürtçü bir siyasi parti projesinin önü açıldı.

Ne var ki HDP’nin PKK’dan medet umduğu ve vazgeçmediği görüldü.

Bunu gören Kürt halkının gözü çabuk açıldı.

‘HDP ve PKK Kürtleri temsil ediyor’ yalanına sarılanlar hayal kırıklığına uğradı.

Bu arada, Erbakan’ın kurduğu ASELSAN ve ROKETSAN gibi kuruluşların geçen zaman zarfında geliştirdiği orijinal savunma sanayi ve üstün teknoloji sayesinde, TSK sırtı yere getirilemeyen süper bir ordu haline getirildi.

Gelinen noktada HDP’yi PKK’nın siyasi kolu olarak görüp dillendirenler hatalarının bedelini ödüyor, ihanetlerinin cezasını çekiyorlar bugün.

HDP’nin PKK ve İsrail güdümünden çıkarılması şart.

 O gün uzak olmasa gerek.

Şu an PKK’lılar Türkiye’den kaçacak yer arıyorlar.

Tek umutları, Suriye’deki PKK uzantısı PYD/YPG.

Pentagon ABD’sinin her türlü desteğini arkasına alan ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kılığına giren PYD/YPG militanları, 15 Temmuz darbe girişiminden sonuç alınamadığını görünce, hemen Suriye’nin kuzeyindeki sınırımıza yöneldiler.

Sözüm ona Cerablus bölgesini işgal eden DAEŞ terör örgütüyle mücadele edeceklerdi.

TSK da “madem öyle, biz de meşru müdafaa hakkımızı kullanırız” diyerek SDG kılıklı PKK’lılardan önce davrandı.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) denilen Suriyeli muhalifleri de yanına alarak Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattı.

15 Temmuz 2016 kalkışmasının üzerinden daha 1,5 ay bile geçmemişken TSK’nın bu çıkışı İsrail’i ve yerli İsrailcileri şoke etti.

Türkiye’deki İsrail medyası ve akademiyası, Mehmetçiğin Suriye bataklığına saplanmasını umdu, kara çaldı.

Şükür ki Mehmetçik bu işten alnının akıyla çıktı; Cerablus-Bab-Azez sınır hattını kontrol altına alıp ÖSO’ya teslim etti.

Böylece YPG’nin Afrin kantonu ile Münbiç bölgesini birleştirmesini önledi.

Türkiye, “Arap Baharı” patlak verir vermez “kırmızı çizgisi” olarak Fırat’ın batısını deklare etmişti.

Ne var ki laftan anlamayan bir PYD vardı, öyle ki Fırat’ın batısındaki Münbiç’i çoktan işgal etmişti.

Rakka da PYD’ye teslim edilmek üzere DAEŞ’in konrolündeydi. 

DAEŞ bir süredirTürkiye sınırları içinde de hortlamıştı.

Türkiye hükümet yetkilileri sürekli PKK-DAEŞ terör örgütlerini hedef alıyor, Münbiç ve Rakka’ya operasyonlar düzenleneceğini söyleyerek onları tedirgin ediyor, hedef şaşırtıyorlardı.

Türkiye’nin İdlip operasyonu neticesinde muhaliflerin elindeki İdlip’te gözlem noktaları oluşturması, ardından Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin’i alması böyle mümkün oldu.

Türkiye yine bu yıl Fırat’ın doğusunu hedef gösterdi, operasyon olacak dedi.

ABD-PKK-PYD üçlüsü buna kandı, paniğe kapıldı, askeri yığınağı Fırat’ın doğusuna yaptı.

Irak’ın kuzeyindeki militanlarını Fırat’ın doğusuna kaydırdı.

Anlayacağınız TSK PKK’yı ve ABD’yi oyuna getirdi, örgüt liderlerini gafil avladı.

Fırat’ın doğusunu değil, Irak’ın kuzey bölgesini hedef alarak Pençe Harekâtı’nı başlattı.

Türkiye şu anda yine Fırat’ın doğusuna harekat olacak diyor demesine de, muhtemelen asıl hedef Fırat’ın batısı, yani PKK uzantısı PYD/YPG ikilisinin kontrolündeki Münbiç veya Rakka olacak.

Bir süredir ABD yetkilileri Türkiye’yi yolgeçen hanı yapmış, mekik diplomasisi yürütüyor.

Konu ne peki? 

Suriye’deki Güvenlik Bölgesi ve de Tampon Bölge!

Yeni adıyla Barış ve Güvenlik Koridoru.

Türkiye ABD’ye şartlarını defalarca yineledi, ama ABD bana mısın demiyor.

Türkiye, PYD’ye bağlı YPG militanları Münbiç’ten çıkarılmadan “barış koridoru” falan olmaz diyor.

ABD ise “Münbiç’te PYD/YPG yok, SDG var” diyerek işi yokuşa sürüyor, kendince uyanıklık ediyor.

Bir oyalamadır gidiyor.

Bakalım, bunun altından bir çapanoğlu çıkar mı göreceğiz.

Zaten ABD başından beri Türkiye’ye karşı oyalama politikası güdüyor, ikircikli davranıyor. 

BM gözetimindeki ABD destekli Cenevre görüşmelerinden bir netice çıkmadığı için Astana sürecini başlattı Türkiye.

Türkiye, İran ve Rusya’nın en üst düzeyde katıldığı Soçi zirvesi de Astana süreci paralelinde.

Gerek Astana görüşmelerinde gerekse Soçi üçlü görüşmelerinde Türkiye’nin elini güçlendiren en önemli kozlardan biri ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılardır.

Suriye’de hâlihazır 35 bin Suriyeliden oluşan ve TSK’nın emrinden çıkmayan ÖSO da diğer bir önemli faktör.

Suriyelilerin Türkiye’den çıkmasını isteyenler ya Yahudi ve İsrailcilerdir ya da onların etkisinde hareket eden ve ülkenin çıkarını önemsemeyenlerdir.

Yahudi güdümündeki yerli medya ve akademiya, bilinçli olarak Suriyeli sığınmacı meselesini körüklüyor, çarpıtıyor. 

Türkiye aleyhine ve İsrail lehine olacak şekilde tozu dumana katıyor.

Oysa Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 8 yılda yaptığı masraf, halkın bir yılda yaptığı israfa göre devede kulak.

Suriye’de oluşturulacak bir yönetimde Türkiye’nin en iyi şekilde söz sahibi olmasında Suriyeli sığınmacılar avantaj sağlayacak. 

Suriye’de söz sahibi olan Ortadoğu’da, dolayısıyla dünyada da söz sahibi olur.

Kaldı ki sınırımızdaki Suriye’den vazgeçmek gibi bir lüksümüz yok.

Neticede güvenliğimiz söz konusu.

Ayrıca, mağdur ve mazlum olarak çocuklarıyla ülkemize sığınmış insanları ölüme göndermek vicdansızlığın daniskasıdır.

Demem o ki, hem akıl hem de vicdan Suriyeli sığınmacıları dışlamayı kabul etmez.

Kaldı ki ÖSO, ülkemize sığınan Suriyelileri temsilen TSK ile birlikte hareket ediyor.

Mehmetçiğin sınır ötesi Suriye operasyonlarında ÖSO’nun desteği, Suriyeli muhaliflerin katkısı inkâr edilemez.

Siyonizm canavarından beslenen PKK ve uzantıları bitmezse eğer, Allah korusun, gün gelir Türkiye biter.

Suriye meselesi Türkiye’nin istediği şekilde çözülmedikçe de PKK belası bitmez.

Yorumlar
0 Yorum Var
Yorumların Tümünü Okuyun

Canlı

reklam