Darbe girişimi Türkiye’deki İsrailcilerin son zıplayışı olur

Türkiye yürüttüğü bağımsız politikalarla sadece bölgesinde değil dünyada lider ülke konumuna geldi.  İçinde olmadığı hiçbir proje yürümediği gibi onayının olmadığı hiçbir politika ya hiç uygulanamadı ya da akamete uğradı.

Bugün Suriye, Katar, Sudan, Libya’da süper güçleri püskürten Türkiye sınırlarının ötesinde milyonlarca kilometreye hükmeden süper güç konumuna geldi.

Türkiye’nin küresel güç haline gelmesi hiç şüphesiz sahibi olduğu karşı konulamaz yerli ve milli savunma teknolojisi sayesinde oldu.

20. Yüzyılın başında bu gücü elinde bulunduran küresel Siyonizm önce Osmanlı’yı yıkıp dünyayı yeniden şekillendirmiş ve neticede 1945 Yalta Konferansı ile de iki kutuplu Yeni Dünya Düzenini kurmuştu.

Kurup desteklediği İslamî cihad örgütleri ile önce SSCB’yi Afganistan’da, sonra da ABD’yi Irak’ta yenilgiye uğratarak Yalta Konferansı ile kurulan iki kutuplu dünya düzenine son veren Erbakan temellerini atıp bizzat projelendirdiği milli ve yerli savunma sanayisi ile de Türkiye’yi küresel güç haline getirdi.

Toplu iğne bile yapamayan, halkını Batıdan transfer ettiği eskimiş teknolojiye mahkûm eden Eski Türkiye’yi bugün bütün dünyaya teknoloji ihraç eden Yeni Türkiye haline getirdi.

İç ve dış politikada küresel güçlerin emir eri gibi hareket edip bunu da yurtta sulh cihanda sulh gibi beylik laflarla kamufle eden Eski Türkiye’yi her dediğini bütün dünyaya dikte ettirip bağımsız ve güçlü bir politika izleyen Yeni Türkiye haline getirdi.

70 sente muhtaç, gırtlağına kadar borca batmış, vatandaşı yüzde bilmem kaç yüz enflasyonla ezilen Eski Türkiye’den namütenahi ekonomik güce sahip dünya siyonizminin defalarca gerçekleştirdiği her türlü ekonomik manipülasyon ve saldırılara rağmen ekonomisi sarsılmayan Yeni Türkiye haline getirdi.

Daha ilk günden “Yaşanabilir Bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye”, “Yeni Bir Dünya” kuracağız diye yola çıkan Erbakan kurduğu Milli Görüş Derin Devleti ile bütün hedeflerini adım adım gerçekleştirdi.

Bütün dünyanın gıpta ile izlediği hatta gizleyemeyip çeşitli platformlarda dile getirmek zorunda kaldığı Yeni Türkiye’nin önündeki tek engel Türkiye’deki İsrail. Her gelişmeye ayak bağı olduğu gibi her başarıyı karalayıp, karartıp, gölgeleyen Türkiye’deki İsrail nedeniyle halkımız Yeni Türkiye gerçeğinden de bigâne kalmaktadır.

Dünya siyonizmi her türlü saldırı ve kumpası da Türkiye’deki İsrail üzerinden uygulamaya koymaktadır. 

Yahudi araştırmacı Prof. Uriel Heyd, “Yahudiler 20. Asrın ilk yarısında iki tane devlet kurdular: Türkiye ve İsrail” diye yazarak Türkiye’deki İsrail’e en çarpıcı ifadelerle vurgu yapmıştı.

İsrail devletinin ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizman da “Biz Yahudiler 20. Yüzyılda Orta Doğu’da yıkılmaz denen devleti yıkarak 2 tane devlet kurduk. Onlara öyle güzel sistem inşa ettik ki Türkler bize Filistin’i vermeyen Abdülhamit’e en az 200 sene daha söverler!” demişti.

Keza ABD eski Dışişleri Bakanlarından Yahudi asıllı Henry Kissinger da benzeri sözleri telaffuz etmişti.

Süleyman Arif Emre de yazdığı Siyasette 35 Yıl isimli kitabında, “Uluslararası bir toplantıda bir sözcü “Dünyada şu 4 ülkeyi Yahudiler doğrudan yönetmektedirler: ABD, Fransa, Türkiye ve İsrail” derken orada bulunan Türk diplomatlar buna itiraz etmemişlerdir” şeklinde bir anekdot aktarmaktadır.

Bugün gelinen noktada görünen o ki Türkiye’deki İsrail, İsrail’den daha güçlü ve daha köklü. Neticede İsrail 1948’de kurulurken bizde Tanzimat’la başlayan 200 yıllık bir Yahudi yapılanması var.  

Ayrıca İsrail işe yaramaz/sahipsiz Yahudiler Filistin çöllerine göç ettirilerek kurulurken Türkiye’ye ise mübadele ile Yahudi dönmesi Selanikli Sabetayistlerin kaymak tabakası getirilip yerleştirildi. 

Köylü milletin efendisidir denilerek Müslüman halk kara sabanın peşinde koşturulurken mübadele ile gelen Selanik dönmeleri siyaset, bürokrasi, iş dünyası, medya, akademiya, kültür/sanat ve hatta tarikat ve cemaatlere hakim konuma geldiler.

Sabetayist oligarşinin yönettiği ülkede temeli ilkel paganizme dayanan kurucu zihniyet topyekun Müslüman halka dayatıldı. 

Demokrasi denilerek baskı rejimi, laiklik denilerek din düşmanlığı uygulandı. Eşine az rastlanır despotizm ile kurulan idam sehpalarında toplumun kanaat önderleri asıldı geri kalanı sindirildi.

Selanik’ten gelip Boğazın her iki yakasını parselleyen ayrıcalık sahibi Sabetayist oligarşinin yönetiminde varoşlarda yaşayıp gönüllü köleliği özümsemiş şuursuz bir Müslüman nesil yetiştirildi. 

Hiç şüphesiz Sabetayist oligarşi yönetimi en stratejik desteği putperest tağuti rejimden rahatsızlık duymayıp onunla barışık yaşayan günümüzün Bel’amları tarikat ve cemaatlerden aldı. 

Tağutu inkâr etmeden imanın kabul olunmayacağı gerçeğini göz ardı edip bir elinde cımbız bir elinde ayna sakal bıyık düzelten şuursuz din bezirgânları türedi. 

Tağuti putperest rejime tek kelime etmeyen tarikat ve cemaatler bu stratejik destek karşısında sabetayist oligarşinin engin  hoşgörüsüne mazhar oldu. Devrim yasalarına aykırı olmasına rağmen en merkezi konumdaki dergâhlarına ilişilmedi hiç bir faaliyetlerine engel olunmadı.

Sabetayist oligarşi ile birlikte bütün tarikat ve cemaatlerin de Erbakan düşmanlığında birleşmesinin izah edilebilir tek nedeni her ikisinin de Türkiye’deki İsrail yapılanmasının bir parçası olmasındandır.  

Devrim yasalarına aykırı olmasına rağmen tarikat ve cemaatlere son derece tahammülkâr olan laik rejimin modern giyinimli ve her faaliyetini hukuki çerçevede yürüten Erbakan’ı 5 kez yasaklayıp 4 partisini kapatması başka nasıl izah edilebilir.

Her kesim ve kuruma sızıp kamufle olan Türkiye’deki İsrail ile Erbakan’ın kurup iktidar yaptığı Milli Görüş Derin Devleti arasındaki mücadele ölümüne devam etmektedir. 

Yıllarca Ülkeyi küçük olsun bizim olsun anlayışı ile yöneten Türkiye’deki İsrail güç ve mevzi kaybetmeye başlayınca eğer ben yönetmeyeceksem kimseye de mal etmem anlayışı ile hareket ermeye başladı.

Son günlerde gerek darbe tehdidi gerekse baskın erken seçim çığırtkanlığı ile zıplamaya başlayan Türkiye’deki İsrail’in belki de  son sıçrayışı olacaktır. 

Türkiye’ye ayak bağı olan bu girift yapı önünde sonunda tasfiye edilecektir. İşte o zaman Erbakan’ın temellerini attığı Osmanlı’nın on katı büyüklüğündeki Yeniden Büyük Türkiye bütün ihtişamı ile dünya liderliğini ilan edecektir.

Kimsenin kuşkusu olmasın!

Yazarın Diğer Yazıları