Kıbrıs Fatihi Erbakan

Şu Yahudi yok mu, şu Yahudi?

Yahudi’yi ne kadar anlatırsanız anlatın emin olun yetmez.

Neredeyse her taşın altından Yahudi çıkıyor.

Erbakan’ın dediği gibi, her taşın altında Yahudi bulunmaz ama Yahudi hiçbir taşın altını boş bırakmaz.

Haliyle Yahudi deyip geçmek olmaz.

5000 yıllık karanlık kültün, nesilden nesile kültür yoluyla aktarılan takiyeci şeytani bir Kabalist zihniyetin ürünüdür Yahudilik.

Yahudiliğin Musevilikle alakası kalmamıştır.

Günümüzde Yahudilik dendi mi direkt Siyonizm akla gelir.

Küresel Siyonizm, ahtapot gibi kollarıyla dünyayı saran şeytani bir ideolojik sistemdir.

Hadislerde haber verilen Deccalizm’in ta kendisidir.

Her yerdedir, görünmez ama varlığı hissedilir.

Karargâhı İsrail’dir, dolayısıyla kalbi İsrail’de atar.

ABD’de Rockefeller’dir, Pentagon’dur.

İngiltere’de Rothschild, Macaristan’da Soros, Avustralya’da Murdoch’tır.

Hindistan’da Hunduizm, Türkiye’de ise Sabetayizm’dir.

Ergenekon’dur, FETÖ’dür, PELİKAN’dır.

Hatta diyebilirim ki TÜSİAD’dır.

Yahudiler her ülkede farklı kılıkta tezahür eder.

Lakin hepsinin bağlandığı merkez aynıdır.

Yani, İsrail!

Kısacası, Siyonizm Yahudi’nin ta kendisi demektir bir yerde.

Her kılığa girebilmekte, her kesimde, her görüş, cemaat ve tarikatta yer edinebilmektedir Yahudi.

O nedenle başta dediğim gibi, Yahudi deyip geçmek olmaz.

Tüm ülkelerde medya, sermaye ve akademiya gücü Yahudi’nin tekelindedir.

Tüm devletlerde siyaset, bürokrasi, ordu, ekonomi Yahudi’den sorulur.

Yahudi’nin güdümünde veya kontrolünde olmayan hiçbir güç, odak, rejim, kesim yok gibidir.

Anlayacağınız, hiçbir taşın altını boş bırakmamıştır Yahudi.

Hal böyleyken, 1969 yılında, tam 50 yıl önce Türkiye’de Necmettin Erbakan diye biri çıkmıştır.

Siyonizm’in ne menem zehirli bir yılan olduğunu anlatan, Siyonizm’e ve İsrail’e meydan okuyan!

Milli Görüş, Adil Düzen, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya diyen!

Kemalist vesayet rejimini “köle düzeni ve hile rejimi” diye nitelendiren!

İşte vatan aşkıyla yanıp tutuşan böylesine cengâver ve deha bir lider olarak Erbakan, MNP adıyla bir parti kurmuş, ama çok geçmeden Siyonizm’in Türkiye’deki temsilcileri partisinin kapısına kilit vurmuştur.

Pes etmeyen Erbakan, yanı başına yerleştirilen ajanlara katlanmayı göze alarak, MSP adında yeniden bir parti kurmuş, milletin teveccühüyle iktidar ortağı olmayı da başarmıştır.

Ardından ordunun içinde vatansever komutanlarla bir gizli güç birliği oluşturduğu anlaşılmıştır.

Siyonistlerin ve Türkiye’deki uşaklarının oyunlarını bozan bu milli güce, iktidar ortağı Ecevit o yıllarda “kontrgerilla” diyerek dikkat çekmek istemiş, yıllar sonra da “özel harp dairesi” diyerek hedef göstermiştir.

Nitekim El-aziz de yıllardır “Milli Derin Devlet” ve “Milli Görüş Derin Devleti” diyerek bu milli gücü teyit etmektedir.

Gelelim şu Kıbrıs Barış Harekâtı meselesine!

Yerli Yahudiler ellerindeki sermaye ve medya imkânlarını kullanarak kendi işbirlikçileri olan Bülent Ecevit’i Kıbrıs Fatih’i olarak habire millete lanse ettiler.

Öyle bir yalan rüzgârı estirdiler ki duyan herkes gerçek sandı.

Algı oluşturmada, yalanı gerçek diye yutturmada, gerçekleri ters yüz etmede,  habbeyi kubbe göstermede, algıda, yanıltma ve illüzyonda Yahudi medyasının üzerine yoktur.

Kıbrıs Adası’nda Siyonizm’in talimatıyla hareket eden Rumlar oradaki Türklere zulmediyorlardı.

Erbakan askeri harekât şart derken, Ecevit aman ha harekât olmaz diyordu.

“Karaoğlan” lakaplı Başbakan Ecevit ağababalarına yalvarmak için İngiltere’ye gittiği esnada, Başbakan Vekili Erbakan orduya talimatı verdi.

Türkiye, 20 Temmuz 1974 tarihinde Erbakan’ın başlattığı Kıbrıs Barış Harekâtı sayesinde sesini tüm dünyaya ilk kez duyurmayı başardı.

Bir röportajında “Ecevit Londra'dan döndüğünde gemiler çoktan yüklenmişti” diyen Erbakan tüm Kıbrıs’ı fethetmeyi hedefliyordu.

Ne var ki ayak direyen ve Yunanlarla antlaşma için ısrar edip zorluk çıkaran Ecevit yüzünden ancak Kuzey Kıbrıs bölgesi alınabildi.

Nitekim dönemin İngiltere Büyükelçiliği raporunda şu ifadeye yer vermiştir:

“Erbakan, Genelkurmay ile aynı çizgide ve harekâtın gerekli olduğunu düşünüyor, tüm Kıbrıs’ı almak niyetinde.”

Şüphesiz jeopolitik konumu itibariyle Kıbrıs adasının ne kadar stratejik öneme sahip olduğunu Yahudi kadar Erbakan da biliyordu. 

Biliyordu ki Kıbrıs’ı alan Akdeniz’i de kontrol eder.

Biliyordu ki İsrail’in hedefi, Kıbrıs’ı Rumların elinden almak ve oradan konuşlandıracağı askeri gücüyle operasyon çekip Türkiye’yi işgal etmekti.

Eğer bugün Kuzey Kıbrıs elimizde olmasaydı vay ülkemizin haline.

Hatırlayınız lütfen!

15 Temmuz gecesi Siyonizm, NATO ve FETÖ eliyle Türkiye’ye darbe girişiminde bulunurken Güney Kıbrıs Rum bölgesinde 10 bin İngiliz askerini konuşlandırmıştı.

Eğer darbe girişimi “Milli Derin Devlet” tarafından savuşturulmasaydı, Kıbrıs adasındaki İngiliz askerleri Türkiye’yi işgal etmek üzere harekete geçirilecekti.

İşgal için kılıf olarak da “Kan gövdeyi götürüyor, yardıma geldik” bahanesi ileri sürülecekti.

Şükür ki kalkışma akamete uğratıldı.

Düşünün!

Barış Harekâtı üzerinden tam 45 yıl geçmesine rağmen Türkiye'nin Kıbrıs politikası hiç değişmedi.

O gün bugündür Türkiye'nin dış politikası da aynen sürüyor.

Erbakan sadece 1 yıl Türkiye’de Başbakanlık yaptı.

 Amma ve lakin 50 yıldır Türkiye’de Millî Görüş politikaları uygulanıyor.

12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri yapıldı.

Nice kalkışmalar, krizler, çalkantılar, gezi eylemleri, terör olayları yaşandı.

Kaç farklı siyasi parti ve lider iktidara geldi.

Yine de sonuç değişmedi.

Erbakan laf olsun diye “Milli Görüş iktidardan hiç düşmedi” demiş olabilir mi?

Elbette hayır.

Demek ki Türkiye’yi gerçekte Erbakan’ın kurduğu “Milli Derin Devlet” yönetiyor.

Kuşku yok ki bir gün gelecek, Kıbrıs Fatihi Erbakan hakkındaki gerçekler her yönüyle yazılacaktır.


KIBRIS HAREKATI GERÇEKLERİNİ ERBAKAN'DAN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN


Yazarın Diğer Yazıları