Yeni Türkiye Atatürkçü Olamaz

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, o, kopmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

Tağut, Allah’tan başka kendisine ibadet edilen veya insanları azdırmada, tuğyan ve isyana sürüklemede, yoldan çıkarmada, sapkınlıkta başı çeken şey veya kimselerdir.

Tağut, şeytan veya bir put olabileceği gibi bir insan, bir sistem, bir kanun,  bir ideoloji, bir yönetim, bir düzen ve rejim de olabilir.

Karşısında “secde” ve ibadet edilen bir resim veya fotoğraf, bir portre, bir heykel veya büst, bir kabir ve mezar da tağut hükmündedir.

Kimi uzak doğu toplumlarında görülen Budizm ve Hinduizm gibi putperest dinlerde putlara tapınma, secde etme gibi ritüellere rastlanmaktadır.

Secde “itaat etmek, boyun eğmek, ibadet kastıyla eğilmek, teslim olmak” demektir.

Allah’a inanan O’ndan başkasına secde etmez, edemez. 

Allah'a secde etmek, yalnızca O’na boyun eğmek ve teslim olmak demektir.

“Doğrusu Rabbinin katında bulunanlar bile O'na kulluk etmek hususunda kibre kapılmazlar. O'nu tenzih eder ve yalnızca O'na secde ederler.” (Araf, 206) ayetinde belirtildiği üzere secde ve ibadet edilmeye layık olan yalnızca Allah’tır.

Hal böyleyken, şu imtihan dünyasında insanoğlu Allah’a kulluk noktasında kibre kapılabiliyor, öyle ya da böyle Allah yerine başkalarına secde edebiliyor, onları yüceltebiliyor.

Hatta Kuran’a muhalif düzenler kurarak ve kanunlar çıkararak Allah’a başkaldırabiliyor, ilahlık taslayabiliyor.

İlah, mabut (ibadet edilen), maksut (rızası amaçlanan), düzen kurucu ve kanun koyucu demektir.

 “La ilahe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” diyen kimse tüm tağutları, tağuti düzenleri ve paganist rejimleri reddediyor, Kuran Nizamı’nı kurmak ve yürütmek için tüm gücüyle çalışacağının sözünü veriyor demektir.

Erbakan’ın “Adil Düzen” dediği Kuran Nizamı, değişen ve gelişen şartlarda ortaya çıkan (ekonomik, siyasi, hukuki, sosyal vb) sorunlara sistemli çözümler üreterek toplumların ihtiyaçlarına cevap veren, insanlığın kurtuluş ve saadet reçetesi olan İslam Şeriatı’nın ta kendisidir.

Kuran-ı Kerim’i, Hadis-i Şerifleri ve İcma-i Ümmeti esas alarak asrın idrakine hitap eden, içtihat ve cihat müesseseleri sayesinde sürekli kendini yenileyen, dolayısıyla eskimeyen sistemin adıdır Adil Düzen.

Bugün Kuran Nizamı’nın gerçek manada kurulduğu, Adil Düzen’in hüküm sürdüğü hiçbir ülke yoktur.

Yahudi, yüzyılı aşkın bir süredir Siyonizm denilen şeytani sistemle dünyayı bir ahtapot gibi sarmış durumda.

Kurduğu global Siyonist sömürü düzeni ve gizli dünya devleti ile insanlığı inim inim inleten Yahudi, emrindeki kukla yönetimler eliyle ülke halklarına kan kusturmakta, insanları birbirine kırdırmakta, oluk oluk kan akıtmaktadır.

Takdiri ilahiye bakın ki Deccal Yahudi’nin kurduğu Siyonist küresel zulüm ve sömürü sistemi sebebiyle ”mehdi muntazır” denilen büyük kurtarıcının yolu gözlenir olmuştur günümüz dünyasında.

Bediüzzaman, beklenen mehdi’nin 3 büyük görev ifa edeceğinden bahsetmiştir: Tahkiki İman, İttihadı İslam ve Şeriatı İslam.

Erbakan gelene kadar Müslümanlar hep şaşkınları oynadı, Yahudi’nin oyuncağı olmaktan kurtulamadı.

Erbakan geldikten sonra Türkiye ve dünya değişti. 

Dışlanan, horlanan, adam yerine konulmayan, geri bırakılan, darmadağın hale getirilen Müslümanlar önemli ölçüde narkozun etkisinden kurtuldu, uyandı, bilinçlendi, gayrete geldi, güçlendi.

Bir topluiğne bile yapamayan Türkiye gelişip kalkınarak adeta çağ atladı, gücü ve etkisi akıl almaz bir hızla arttı.

Erbakan’ın iğneyle kuyu kazarcasına yılmadan, yorulmadan, sınır tanımaz bir inançla çalışarak mucizevî biçimde temelini attığı “Yeniden Büyük Türkiye” ile birlikte dünya dengeleri Müslümanların lehine döndü.

Erbakan, Siyonist gizli dünya devletine karşı Milli Görüş derin devletini kurup küresel boyutta aktif ve etkili hale getirdi.

Diğer yandan Harun Yahya, Cavit Yalçın ve Adem Yakup gibi müstear isimlerle iman hakikatlerine ilişkin yazdığı külliyatın tüm ülke dillerine çevrilmesi sayesinde dünya ölçeğinde tahkiki imanın gerçekleşmesine vesile oldu.

D-8’i kurarak İslam Birliği’nin siyasi ve psikolojik alt yapısını oluşturdu.

Dünya bugün Erbakan’ın hedeflediği, rotasını çizdiği Adil Düzen’in doğum sancılarını yaşamaktadır.

Siyonist İsrail köşeye sıkışmış durumda; tek umudu kaldı, o da Türkiye’deki işbirlikçi medya ve akademiya ile Pelikancı çete ve Aksaçlı şebeke!

Bunların ortak paydası, hepsinin Atatürkçülüğe dört elle sarılıyor olmasıdır.

Kimi dinci, kimi milliyetçi, kimi bilmem neci görünüyor ama hepsi Atatürkçülükte adeta yarışır halde.

Post modern çağın pagan ve tağuti bir dini, dogmatik bir düşünce sistemi olan Atatürkçülük (Kemalizm) Türkiye’de hala resmi ideoloji olarak Müslümanlara dayatılmaktadır.

Atatürkçülüğe inananlar, İslam’ı istedikleri gibi kontrol edip yozlaştırmak, bidat ve hurafelerle doldurmak amacıyla “Diyanet”i kurdular.

Bununla yetinmeyip, Kemalist tağuti rejime bağlı hareket eden tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine göz yumdular, hatta onları el altından desteklediler.

Erbakan’ın kurduğu “Yeni Türkiye” sayesinde sapkın Atatürkçü zihniyetin etkisinden kurtarılıp milletimize İslami gerçekleri haykırır hale getirilen Diyanet, bir süredir medya ve sosyal medya üzerinden post modern çağın pagan Atatürkçüleri ve putperest Kemalistleri tarafından saldırılara maruz kalmaktadır.

1937 yılı son meclis konuşmasında Kuran-ı Kerim için “Gökten indirildiği sanılan kitap ve dogma” diyen Atatürk’ün Cuma hutbelerine adının konulmasını isteyen çağdaş Bel’amlar, Twitter’da #diyanetkapatılsın kampanyasıyla İslam’ı hedef aldılar.

Buna karşılık Müslümanların “Atatürk’ü koruma kanunu kaldırılsın” diye bir imza kampanyası başlatması beklenirdi, ama heyhat ki illüzyonist İsrailci yerli medyanın da katkısıyla narkoz yine etkisini göstermiş görünüyor.

Sözde İslami olan tarikat ve cemaatler ile şu oryantalist ilahiyatçılar Atatürkçülerin Diyanet’e saldırılarına karşı en ufak bir tepki göstermediler, adeta üç maymunu oynadılar, hatta destek çıktılar.

10 Kasım’da topluma dayatılan Atatürk’ü anma törenleri bu yıl beter putperestlik örneklerine sahne oldu; bazı okullarda ilkokul öğrencilerine Atatürk posteri önünde secde ettirildi. 

Atatürkçülük/Kemalizm resmi ideoloji olarak modern çağın pagan/putperest bir dini gibi topluma dayatıldı bugüne kadar, vardığı nokta işte bu.

Atatürkçülükle ilgili dayatmalara son verilmesi için illa Atatürk büstü/posteri önünde tüm toplumun secde ettirilmesi mi gerekir?

Evrimciliği savunan inkârcı Kemalist zihniyet, materyalist eğitim sistemiyle insanları inançsız ve maneviyatsız hale getirdi.

Hile rejimi ve köle düzeni olan Atatürkçü statüko, uyguladığı çağdaş paganist eğitim sistemiyle bidat ve hurafeleri öne çıkararak insanları Müslümanlığın özünden uzaklaştırdı, maddeciliği ve bencilliği empoze ederek toplumdaki yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yok etti.

Anlayacağınız, yakın zamanda yaşanan siyanür intiharlarına sebebiyet veren de, bundan AKP hükümetini sorumlu tutan da aynı sapkın zihniyet.

Yahudi güdümlü illüzyonist medya, gerçekleri çarpıtmada çok mahir; menfaatperest yandaş Pelikancı medya da aynı yolun yolcusu.

Bugünlerde Atatürkçülük ve laiklik adına başörtülülere saldırılar da hortladı.

Desenize, inanç özgürlüğüne zerre tahammülü olmayan İslam düşmanı laik Atatürkçülerin eline güç ve imkan geçse, eski günlerdeki zulümlerin bin beterini Müslümanlara reva görecekler.

Şu olup bitenler karşısında tağuti Kemalist rejimin kayırdığı cemaat, tarikat ve ilahiyatçılar gibi sözde Milli Görüş’ü temsil iddiasında olan SP ve YRP yönetimleri de üç maymunu oynuyor.

”Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltiniz, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltiniz. Buna da güç yetiremiyorsanız kalbinizden nefret ediniz ki bu, imanın en zayıf noktasıdır” (Hadis-i Şerif) 

Demek ki haksızlık, ahlaksızlık, zulüm, baskı, dayatma, şiddet vb kötülükler karşısında eli kolu bağlı durmak, susmak, görmezden ve duymazdan gelmek imanla bağdaşmaz.

Hem SP hem de YRP yönetimleri Türkiye’de yaşanan ‘secde’ ve ‘başörtüsü’ olaylarını kınamadılar, tepkilerini dillendirmediler.

Zaten her iki yönetim de Millî Görüş'ün 4 partisini kapatıp Erbakan'a 5 kez yasak getiren Atatürkçü statükonun söylemine sahip çıkıyor.

Besbelli ki Yahudi, Sabetayist aksaçlı şebeke aracılığıyla bu yönetimlere tam nüfuz etmiş durumda.

Yahudi’nin Kemalist Pelikancı çete aracılığıyla ele geçirmeye çalıştığı iktidar partisi AKP ise son olaylara gerekli müdahalelerde bulundu; ancak bu da yetmez, daha köklü, daha kalıcı tedbirler lazım.

Mesela, 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu kaldırılmalı; böylece pagan kafalı Atatürkçüler Müslümanlara saldırmaya cesaret edemezler.

Allah’ı ve Peygamberi’ni koruma kanunu yok, ama tağuti rejimi ve paganist düzeni temsil eden bir zihniyeti koruma kanunu var.

Bu, Yeni Türkiye’ye ayıp olarak yeter.

Ayrıca Atatürkçülük Türkiye’nin resmi ideolojisi olmaktan çıkarılmalı, tören ve anmaları topluma dayatmaktan vazgeçilmeli.

Bir şahsın ölüm yıldönümünün siren sesleriyle,  ayakta beklemelerle anılması apaçık ki İslam’la bağdaşmayan yeni bir dini ritüeldir.

Siyonizm denilen Deccal, tüm dünyada çağdaş pagan ritüel ve ayinlerine dayanan tağuti bir din ihdas etmiş, %99’u Müslüman olan Türkiye’de Atatürkçülük üzerinden insanlara dayatıyor.

Yeni Türkiye de bunu sineye çekiyor, olacak şey değil.

Tağutu reddetmeden Allah’a iman makbul ve geçerli olmaz.

İslam denince mangalda kül bırakmayan cemaat, tarikat ve ilahiyatçılar bilinçli olarak  jakoben Atatürkçü rejimin bir tağuti zihniyet olduğunu söylemez, Kemalist laik düzenin bir çağdaş paganizm olduğunu tartışmazlar.

Onlar kesinlikle İslami (ehli sünnet) değil, Atatürkçülükle uyumlu, batıl, menfaatperest ve Yahudi güdümlü, hatta tağuti Kemalist statükonunun sigortalarıdırlar.

 İşin özü şu ki mesele Atatürk, Atatürkçülük ve Atatürkçüler değildir.

Mesele Atatürkçülüğün resmi ideoloji, bir çağdaş pagan dini veya dogmatik inanç sistemi gibi tüm Türkiye’ye ve topluma dayatılmasıdır.

Bu meselenin halli şarttır.

İstismarın önüne geçmek için Atatürkçülük serbest bırakılsın, dileyen sahip çıksın, Atatürk’ü dileyen dilediği gibi ansın, kimseye dayatılmasın o kadar.

Tabii şimdi Atatürkçülere sormak lazım.

Türkiye’de tüm askeri darbeler Atatürkçülük adına yapılmadı mı?

Ergenekon örgütü ve Yurtta Sulh Konseyi ile pusuda bekletilen Pelikan çetesi Atatürkçü değil mi?

Düne kadar Feto’nun tırnaklarını kutsayıp saklayan, kirli çamaşırlarını giyen, artıklarını yiyen geri kafalı generaller Atatürkçü laik eğitim sisteminin mahsulü değil mi?

Atatürkçülük adına Türkiye’de Müslümanlara edilmedik zulüm kaldı mı?

Millî Görüş partilerini kapatan ve Erbakan’a defalarca yasaklar getiren jakoben Atatürkçü statüko değil mi?

Şükür ki bütün engelleme çabalarına rağmen Millî Görüş lideri Erbakan ne yapıp edip, Dünya Siyonizm'inin İngilizlere kurdurduğu ve Sabetayist Yahudi Cemaat’ine teslim ettiği örtülü sömürge Türkiye’yi bağımsızlaştırmayı başardı.

Geriye sadece Türkiye’yi Atatürkçülük despotizminden özgürleştirmek, Kemalizm dayatmasından arındırmak ve yerli İsrailci medya illüzyonlarından kurtarmak kaldı.

Son günlerde yine darbeden, devrimden, devirmeden bahseden Kemalistler, görünen o ki Atatürkçülük adına son kozlarını kullanacaklar.

İnanıyorum ki bu son koz da ellerinde patlayacak, ama bir farkla: Atatürkçülük de mesele olmaktan tamamen çıkarılacak.

Erbakan “Milli Görüş, katıksız ve katkısız İslam’dır” derdi.

Bu demektir ki hurafelerden, bidatlerden, batıl unsurlardan, yanlış uygulamalardan, çarpık anlayışlardan ve sapkın düşüncelerden arındırılmış, özüne döndürülmüş İslam’dır Milli Görüş.

Erbakan’ın temelini atıp kurduğu Milli Görüşçü Yeni ve Yeniden Büyük Türkiye elbette Atatürkçü değildir, olamaz.

Kuşku yok ki Yeniden Büyük Türkiye Liderliğinde Yeni Bir Dünya kurulması da uzak değil, yakındır.

“Allah iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte bunlar ateş halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara, 257)

Yazarın Diğer Yazıları