reklam
Kadın ve çocuk hakları konusunda samimi değillermiş!
Şehrimizin ilk kadın milletvekili Sermin Balık gazetemize özel açıklamalarda bulundu. Kadın ve çocuk hakları konuları bağlamında Diyarbakır annelerinin verdiği mücadeleyi değerlendiren milletvekili Sermin Balık; kadın ve çocuk mağduriyetlerinde sürekli hükümeti suçlayıp PKK söz konusu olunca sessiz kalan kesimler için “Hem kadın ve çocuklar hem de şiar edindikleri değerler konusunda samimiyetten yoksun olduklarını gösterdiler” dedi. İktidar vekillerine yöneltilen eleştiri ve iddialar hakkında esprili bir dille cevap veren ilimiz milletvekili Sermin Balık’ı röportajını keyifle okuyacaksınız…
HABER MERKEZİ | 25 Sep 2019 Wed | 15:35:13 | Röportaj: Osman Gürses - Foto: Selim Şekeroğlu


Öncelikle yoğun programınız arasında gazetemize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Ülke uzun süredir kadın hakları ve kadın istismarı konuları üzerine epeyce yoğun bir gündem yaşıyor. Bu konuda kısa bir zaman önce partiniz kadınlara çok haklar verip şımartmakla suçlanırken yaşanan bazı üzücü olaylar sonrası kadınların iktidarınız döneminde mağdur edildiği ve şiddet görme oranının yükseldiği söylenmeye başladı neler söyleyeceksiniz?


Beni konuk ettiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Öncelikle sadece ülkemiz değil dünya ölçeğinde demokrasinin, insan haklarının, toplumsal barışın ve insanı insan yapan tüm evrensel değerlerin temel yapı taşı olan kadınlarımızın hak ettikleri anayasal haklardan faydalanmalarını sağlamak asla onları şımartmak olarak algılanmamalı.


Aslında bu eleştiriler kadınlarımızın kamusal alanda hak ettikleri görünürlüklerini AK Parti kadroları olarak bizim sağladığımızın en büyük kanıtı olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan kadın haklarının hem toplum hem de toplumun en temel birimi olan aile içindeki istismarı Türkiye’nin gündemini her daim meşgul eden kronik bir problem olarak karşımızda duruyor. Aslında bu kadim problemi partiler seviyesine indirmek ve bu bağlamda sorumlular aramak çok sığ bir bakış açısıdır. 


AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana gerek mecliste oluşturulan komisyonlar (ki bunların bazılarında ben de aktif olarak görev aldım: Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Üyeliği) gerek 2010 referandumu dâhil olmak üzere yapılan kanuni değişiklerle kadına karşı şiddetin toplumsal vicdanı rahatlatacak biçimde cezalandırılmasına yönelik çalışmalar yaptık.


Bu minvalde çok büyük ve cesur adımlar attık. Yeterli mi diye soracak olursanız tabi ki istediğimiz noktada değiliz. Bu sebeple kadınlarımızın toplumumuz içerisindeki hak ettikleri saygıyı ve konumu elde edebilmeleri için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. 



İki ters mantık eleştiriyi yöneltenler de aynı kesimler bu tutuma neler söyleyeceksiniz?


Sizin ifadenizle ters mantık eleştiriler toplum içerisindeki bu probleme gerçek bir çözüm bulma arzusundan çok, canhıraş bir tutumla bu işin hem siyasi hem de toplumsal yönüne titizlikle eğilen bizlerin motivasyonuna gem vurmak amaçlı yapılmaktadır.


Ülkemizin birçok bölgesinde kadına yönelik şiddetle ilgili yaşanılan menfur olaylar içindeki öznelere başka diyarlardan gelen canlılar muamelesi yapmamalıyız. Şiddet olayları münferit cezalara tabi olsa da, biz buradan toplumsal dersler çıkarmak zorundayız. Konuya özgü sorunları çoğulcu bir yaklaşımın sonucunda elde edilen etkili çözüm öneriyle ele almalıyız. Ve bunu yaparken tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve akademiler vb. tüm bileşenlerin senkronize olması elzemdir.


Bir de konuyu muhafazakârlığa hapseden ve problemi İslami öğretilerde arayanlar var ki bu cenahla ortak bir paydada buluşmak neredeyse imkânsız. İslamiyet sonrası ve Türk topluluklarında kadının toplumu ilgilendiren her alandaki seçkin konumu tartışma götürmez bir gerçektir. Günümüz için ise geleneklerimizin, milli değerlerimizin muhafazasını kadına şiddetin temel unsurlarından biri olarak görmek tek taraflı, rasyonellikten uzak bir bakış açısıdır. İslam dininde ise değil kadına veya insana, doğanın parçası olan en küçük varlıkların bile yaşam hakkına sonsuz saygı esastır. Değil mi ki Peygamber Efendimiz (SAV) veda hutbesinde “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” demektedir.


İktidarınız döneminde kadını, aileyi, çocuğu korumak için yaptığınız düzenlemeler neler?
- AK Parti iktidarı süresince kadın erkek eşitliğini mümkün kılmak ve aile bütünlüğünü muhafaza etmek adına birçok adım atıldı.
- 2004 yılında Anayasada yaptığımız değişiklikle birlikte Anayasa’nın 10. maddesine; “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü eklendi.
-2005 yılında Mecliste “Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” kurularak çalışmalarına başlandı.
- 2010 yılında gerçekleştirilen referanduma halkın çoğunluğu tarafından evet oyu verilmesi neticesinde, Anayasa’nın birtakım hükümlerinde değişiklik yapılmıştır. Yapılan bu değişikliklerden bazıları kadın ve çocuklara yöneliktir. Anılan yasal düzenlemeler ile çocuklara yönelik her türlü istismarın önlenmesi için yaptırımlar içeren değişiklik kabul edilmiş ve evrensel hukuk normlarına göre çocukların haklarının korunması sağlanmıştır.
- 2009 yılında partimizin önderliğinde kadın erkek fırsat eşitliği kurulmuş ve toplumun dezavantajlı kesimlerine pozitif ayrımcılık ilkesi benimsenmiştir. Kadınlarımızın kişisel hak ve özgürlükleri anayasal teminat altına alınmıştır.
- Yani Medeni Kanun ve Ceza Kanunda kadınlarımızın lehine birçok düzenleme hayata geçirilmiştir.
- Bununla birlikte en yukarıdan en aşağı kadar AK Parti teşkilatlarının hiyerarşik yapısı içerisindeki kadın popülasyonu her geçen gün artmaktadır. Bu da kadınlarımızın sorunlarına içtenlikle odaklanmak hususunda bize önemli bir avantaj sağlamaktadır.



Kadına şiddet konusu gündeme gelince olay hep tek taraflı ele alınıyor. Kadına şiddet olayı tek taraftan bakmak doğru mu sizce? Mesela süresiz nafaka ve kadının beyanı esastır gibi hususlar da hep erkeği mağdur ettiği için gündeme geliyor.


Üzerine tartıştığımız kavram şiddet olduğu vakit, bu kabul edilemez. Hukukun üstünlüğünün kabul edildiği ve tüm erkleriyle kanunlara sıkı sıkıya bağlı bir ülkede kimse kendi adaletini tesis etmeye çalışmamalıdır. Şayet eşitler arasında bir etkileşimden bahsediyorsak kadın ya da erkek ayırt etmeksizin bence şiddetin kaynağı tek taraflı olarak değerlendirilmeli ve cezai müeyyideler bu doğrultuda hayata geçirilmelidir diye düşünüyorum.


Boşanma süreçlerinde eşitler arasında herhangi bir mağduriyete sebebiyet vermemek de gerekmektedir. Kadınların yaşadığı sorunlar sadece nafaka gibi maddi bir probleme indirgenmemelidir. Kamuoyuna da açıklandığı üzere süresiz nafaka üzerinde bir çalışma yapılmakta, ancak konunun hassasiyetine binaen bir kanun yaparken amaç mağduriyetleri önlemek olmalı yeni mağduriyetlere sebep verilmemelidir. Kadınlarımızın bir kısmı evlilikleri ve çocukları sebebiyle iş ya da eğitim hayatlarına son vermişlerdir. Uzun bir evliliğin ardından boşanma süreci kadınlarımıza büyük mağduriyet yaşatmaktadır. Öte yandan erkeklerin yönünden bakıldığında birkaç aylık bir evliliğin sonundaki bir boşanma ömür boyu nafaka ile sonuçlanabilmektedir. Dolayısı ile mağduriyetleri ortadan kaldıracak bir çalışma yapılmaktadır.


Kadının beyanı esastır söylemine gelince bunda yanlış bilinenlerin doğrularını topluma anlatmalıyız. Kadının şikâyetçi oldukları yani ilk başvurularındaki beyanları esas alınmaktadır. Bu kadınları korumak için olmazsa olmazımız daha sonraki aşamalarda mahkeme süreçleri vs. herkes kendi açısından ifadesini vermekte ve tamamen tarafsız ve adaletli kararlarlar verilmektedir.



Peki, son günlerin en çok ses getiren olaylarından biri de Diyarbakır HDP İl Binası önünde çocukları PKK tarafından kaçırılan anneler… Bir kesimden büyük bir destek bulan anneler özellikle kadın ve çocuk konularını çokça istismar eden malum kesim tarafından adeta yokmuş muamelesi gördü. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?


Tabii bu eylemler annelerin yüreğinde biriken ve artık bastırılamayan bir feverandır. Annelik içgüdüsüyle ellerinden kayıp giden evlatlarının yasını tutmayı bırakıp sorumlu tuttukları HDP yönetimini ve Kandil’i yargılama sürecidir.


Bu eylemleri sadece oradaki 35-40 aile ile sınırlı ele almamak gerekir. Toplumsal vicdan Diyarbakır Annelerinin eylemlerinde adeta vücut buldu.


Kendisini bölge halkının hamisi, temsilcisi olarak addedenler annelerin nazarında mahkûm edilmişlerdir. Kimi HDP’li yetkililer “savaş da olacak çatışmalar da” söylemleriyle bu haklı eylemi adeta terörizm etmeye bile çalıştı. Fakat bu dip dalgası Kandil’le arasına bir türlü mesafe koyamayan HDP’nin engel olamayacağı boyutlara varmıştır.


Bunun yanı sıra HDP ile ittifakını her geçen farklı alanlara genişleten ana muhalefet partisi AK Parti eleştirisi yapmak adına artık sağlıklı muhalefet etme yetisini tamamen kaybetti diye düşünüyorum. Siyasi rant elde etmek adına sessiz kalmayı yeğlemenin sorumluluğu büyük olacaktır. 


Günün sonunda Devletimiz, çeşitli yalanlarla annelerinden koparılan bu çocukları bulmak konusunda tabii ki önemli bir irade ortaya koyup, annelerin yüreğine su serpecektir. Ancak bu eylemlerin bu bölge halkında önemli bir farkındalık yaratacağı aşikârdır.


Yani Diyarbakırlı anneler malum kesimin kadın ve çocuk konusunda samimi olmadıklarını mı ortaya koydu?


Hem kadın ve çocuklar hem de şiar edindikleri değerler konusunda samimiyetten yoksun olduklarını gösterdiler. Samimi olunsaydı HDP de PKK’ya karşı bir sivil inisiyatif oluşturulabilseydi bugün anneler evlatları için mücadele vermek zorunda kalmazlardı. 


HDP’nin payandası haline gelmiş bazı siyasi partilerin bu haykırışa tepkisiz kalmaları, siyasetlerinin ve insani duruşlarının çok kısır bir alanla sınırlı olduğunun en kesin kanıtıdır diye düşünüyorum. Kürt halkını belli bölgeler hususunda oy kaynağı olarak gören zihniyet maalesef bu sınavı da geçemeyip toplum nezdinde mahkûm olmuştur.


Gönül isterdi ki hayvan hakları ya da insan hakları savunucusu aktivistler, hükûmet karşıtı gösterilerde ön planda olan sanatçılarda tek dertleri evlatlarına kavuşmak olan bu annelerin yanında olsun. Ancak gördük ki destek olmak bir yana, ailelerin yanlarına giden bir avuç sanatçı bile linç edilmeye çalışılıyor.


Peki Diyarbakırlı anneler konusunda hükumet olarak yapacağınız neler olacak? Eylemler daha ne kadar sürecek?


Hükumet olarak bu hususta yapılacak yegâne şey, annelerin evlatlarına bir an önce kavuşabilmeleri için elimizdeki kamusal gücü sonuna kadar kullanmak olacaktır. Konuyla ilişkili tüm bakanlıklarımız üzerlerindeki sorumluluğa en ince ayrıntısına kadar vakıftırlar. Ancak bu biraz önce de bahsettiğim gibi hükumetten bağımsız bir süreçtir. Ve hiçbir şekilde bu insani tepkinin siyasi bir alana çekilmesine izin vermeyeceğiz.


Buna bağlı olarak eylemlerin süreciyle herhangi bir yorum yapabilmem söz konusu değil. Barışçıl bir eylemden söz ettiğimiz için acılı annelerimiz taleplerine ne zaman karşılık alırlarsa ne zaman haykırışlarının bazı sağır kulaklara bile sirayet ettiğini düşünürlerse o zaman kendi iradeleriyle bitireceklerdir diye tahmin ediyorum.



Biraz yerele dönecek olursak… İktidar vekillerinin çok eleştirildiğine şahit oluyoruz. Yaptıklarınızı anlatma konusunda mı eksiğiniz var? Sessiz kalınca da her türlü iddia dillendiriliyor. Mesela en sonunda Milletvekili Metin Bulut Şehir Hastanesi konusunda açıklama yapmak zorunda kaldı… Gerçi bazen dedikoduların, iftiraların da dozu aşırı şekilde kaçıyor. Mesela Şehir Hastanesinin bir kapısının il başkanınızın, bir kapısının eski il başkanlarından birinin bir diğer kapısının da Metin Bey’in isteği üzerine kendilerine fayda sağlanması için yerlerinin belirlendiği gibi saçma iddialar bile dillendirilebiliyor… 


Takdir edersiniz ki siyasette herkesi memnun etmek çok zor. Ancak biz memnuniyeti en üst seviyeye çıkarmak istiyoruz zaman zaman hükümetimizin ve biz milletvekillerinin icraatlarını halkımıza anlatıyoruz ancak siz de bir gazeteci olarak biliyorsunuz ki olumsuz bir haberin dedikodunun yayılma hızı iyi ve olumlu olandan yedi kat daha fazladır. İşin doğrusu ben dedikodulardan konuşulanlardan daha çok kendi doğrularıma ve vicdanımın sesine bakıyorum. Bilerek memleketime zarar verecek hiçbir çalışmanın içinde olmadım olmam kutsallarımıza ve değerlerimize zarar gelmesine asla izin vermem. Ve günün sonunda gönlüm mutmainse insanların düşündükleri ya da söyledikleri değil benim doğru yaptıklarım önem kazanıyor. 


Metin Bulut vekilimiz çıkan dedikodular ile ilgili bir açıklama yapmak zorunda kaldı hâlbuki hastane yapıldığı zaman ya da yerine karar verildiği zaman Metin Bey siyasi bir figür olmadığı gibi karar mekanizmasında değildi. Bu karar pek çok araştırma sonucunda verilmiş ve Sağlık Bakanlığının oluru ile alınmıştır.


Hastanenin kapıları ile ilgili soruya gelince espirili bir cevap veriyor Sermin Hanım; “ben artık böyle haberleri ve dedikoduları ciddiye almıyorum.” (Kapıların hepsi kapılmış bize kapı kalmamış desenize diyerek gülüyor…)



İlimizde ikinci kez milletvekili seçildiniz… Ama vekillik yapmadığınız dönemde de partinizin ulusal aktivitelerinde ekranlarda çokça gördük sizi… O dönemde neler yaptınız? Ve hem o dönemde hem şimdi halkla iletişiminiz nasıl? Kolay ulaşılabiliyor musunuz?


Siyaset yalnızca milletvekili olarak yapılmıyor. Hizmet için gönüllü olduğunuzda ve partinizin ilkelerine bağlı kaldığınızda size alan açılıyor ve hizmete devam edebiliyorsunuz. Ben bu davadan hiçbir zaman kopmadım ve partinin her kademesinde ilk günkü şevk ve aşkla çalışmaya devam ettim. Partimin verdiği yurtdışı ve yurt içi diğer görevlerde faydalı olmaya gayret ettim. 


Kolay ulaşılabiliyor musunuz? Sorusuna gelince önceki dönem vekilliğimde de şimdide partimin görevlendirmediği her hafta sonumu ve meclisin çalışmadığı her günümü ilimde hemşerilerimle birlikte geçirmeye ve çalışmaya gayret ediyorum telefonum günün 24 saati açık ve ulaşılabilir. Her sorunu çözdüğümü söyleyemesem de herkesi dinlemeye gayret ettiğimi söyleyebilirim.


Sosyal medya ile teknoloji ile aranız nasıl? Yoğun tempo içinde kendi hesaplarınızı kendiniz kullanabiliyor musunuz? Yine bu konu bağlamında sizin yoğun temponuzda ailenizle ilişkileriniz nasıl gidiyor? Eşiniz Erdal Bey sürekli yanınızda ama çocuklarınız açısından durum nedir? Onlar memnun mu bu yoğunluktan?


Güncel haberleri mutlaka takip eder günün yoğunluğuna bağlı olarak sosyal medya hesaplarımı kendim kontrol etmeye çalışırım.  Aslında ailem ile ilgili soruyu çocuklarıma ve Erdal Beye sormak lazım, yükümün büyük bir kısmını üstlendiği için Annemi de işin içine katmak lazım ama onların tarafından olmasa da kendi açımdan cevaplayayım.


Pek çoğunuzun bildiği gibi biz AK Parti’ye ailece gönül verip siyasete eşim Erdal Bey ile birlikte başladık. O da ben de siyasetin zorluklarını bilerek ve kabullenerek girdik. Elbette ki en büyük destekçim 27 yıllık hayat arkadaşım 18 yıllık siyasi paydaşım Erdal Beydir. Çocuklarım açısından alışması biraz zor olsa da kızım ve oğlum beni hep destekledi. Siyaset mesai kavramı olmayan dolayısı ile insanı ailesinden uzaklaştıran bir iş. Siz eve geldiğiniz saatlerde çocuklar uykuda ya da uyandığınızda okula gitmiş oluyorlar. Hafta sonları yanlarında hiç yoksunuz ancak ben ve ailem uzun yıllardır bu tempoyla çalışmaya alıştık. Zaten siyaset aile desteği olmadan yürütülecek bir iş değil. Çocuklarım zaman zaman serzenişte bulunmuş olsalar da en büyük moral kaynağım ve destekçim oldular.



Göz önünde olan insanların ev durumları merak edilir. Nasıl geçiyor bir gününüz? Dışarıdan çok tozpembe bir hayat görünür ama öyle mi gerçekten? Mesela evde yemek yapmaya devam ediyor musunuz?


Dışardan toz pembe görünse de pek öyle olduğunu söyleyemeyeceğim. Elbette ki evime girdiğim andan itibaren Elif ve Benan’ın anneleri olarak sorumluluklarım var. Bir anne olarak çocuklarımın hazır yemekler yemesindense annelerinin yaptığı sıcak yemeği yemelerini tercih ediyor siyasi görevlerimin yanında iyi bir eş ve iyi bir anne olmaya gayret ediyorum. Vatanına, milletine bağlı, bayrağına sevdalı iki iyi evlat yetiştirdiğimi düşünüyorum. 


Peki, bu yoğunluktan ötürü keşke siyasete girmeseydim dediniz mi hiç ya da neden siyaset diye kendinizi sorguya çektiğiniz?


Hiçbir zaman siyaseti seçtiğim için keşkelerim olmadı bana verilen yetkiyi milletime hizmet doğrultusunda doğru kullanmaya gayret ettim. Şehrim için vesile olduğum her çalışmadan büyük bir mutluluk duydum. Böyle bir şehre hizmet etme şansını verdiği için Rabbime şükrediyorum. 


Sosyal aktivitelere zaman ayırır mısınız ya da kalıyor mu vakit? Neler yaparsınız?


Ne yazık ki kendime vakit ayırdığımı söyleyemem. Ancak vazgeçemediğim tek aktivitem güncel kitapları takip etmeye çalışmak… 



Son olarak Sermin Balık’ın gelecek hedefleri neler? Şehrimiz için de cevaplayabilirsiniz bu soruyu... İlimiz için hayata geçirmeyi arzu ettiğiniz bir düşünceniz, projeniz var mı?


Kendim için hedefler koymak yerine şehrim için hayallerim var benim... Özellikle ilçelerimizde gerçekleştireceğimiz projelerle ve şehrimizde daha önce yapılmasına vesile olduğumuz havaalanı ve şehir hastanesi gibi mega projelere yenilerini katarak Elazığ’ın ilk kadın milletvekili olarak sitayiş ile anılmak isterim.


Sorularımıza samimi ve içtenlikle verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ediyoruz. İyi çalışmalar diliyoruz… Eklemek istediğiniz bir şey var mı Sermin Hanım?


İçtenlikle gerçekleştirdiğimiz bu röportaj için sizin nezdinde El-Aziz gazetesine teşekkür eder kıymetli hemşerilerime saygı ve muhabbetlerimi sunarım.


Yorumlar
0 Yorum Var
Yorumların Tümünü Okuyun
reklam