Türk Askeri ile Suriyeli çocuk arasındaki konuşma!

Barış Pınarı Harekatı çerçevesinde Tel-Abyad’ın ele geçirilişi sırasında yaşanan ibretlik bir olayı askerimiz anlatıyor…


Barış Pınarı Harekatı çerçevesinde Tel-Abyad’ın ele geçirilişi sırasında yaşanan ibretlik bir olayı askerimiz anlatıyor…


Askerimiz; 2’nci gece dinlendikleri 1-2 saatlik sürede mesaj atmış; “Durumumuz iyi, moralimiz yüksek.” diye.


Askerimiz bu olayı yaşarken gözyaşlarını tutamadığı ifade ederken, okurken sizlerin de gözleri yaşaracak.


İşte kahraman askerimizin o mesajı:


“Köye yakın mevzilerde çatışma bitmişti. Teröristler arkalarında silah mühimmat ne varsa bırakmış, köydeki ahalinin yiyecek ve içeceklerini de alarak iç bölgelere kaçmış.


Köye girdiğimizde çocuk ve kadınların ağırlıkta olduğu bir kalabalık güvenli olduğunu düşündükleri bir evde  hep birlikte akıbetlerini beklerken, biz kapıyı açtık. “Türkler geldi!” diye çocuk çığlıkları karşıladı bizi.


Uzatmayayım, hepsine kumanyamızdan dağıttık. Belli ki örgüt halkın açlığını pek önemsememiş, onları üzerlerine strateji kurgulanacak piyonlar olarak gördüklerinden, beslenmelerini pek dikkate almamışlar.


Tüm çocuklar açlığın verdiği çaresizlikle verdiğimiz kumanyaları hızlıca yemeğe başlamıştı ki, gözüm kenarda oturan, yay kaşlı hafif çekik gözleri altında yüzü yaşından çok daha olgun bir çocuğa takıldı alaca karanlıkta. Bir şey yemiyor, kenarda sessizce oturuyordu.


Bu hali dikkatimi çekti. Acaba karnı tok mu diye geçirdim içimden. Oğlum gözümün önüne geldi.


Yanına gidip adını sordum. "Haydar Ali" dedi.


"Sevmez misin verdiklerimizi?" dedim. “Severim” dedi.


Ben; “Peki neden yemiyorsun” dedim.


12 yaşındaki çocuk, 12 sene düşünsem aklıma gelmez bir cevap verdi ki, önce benim, sonra tüm timin gözlerinden yaşlar süzüldü.


"Siz Resulullah’ın ordususunuz. Açlıktan ölüp Allah'ın huzuruna varsam, ben çocuğum ve Allah bana hesap sormaz, ama sizin kumanyanızı yersem siz bir karış geri kalsanız bunun vebalini ödeyemem!" dedi


Ellerim titreyerek tuttum yanaklarını iki elimle. Alnından hem öptüm, hem de kokladım. "Ye çocuk ye! Ye büyüki sen de bu orduya nefer ol!" dedim...


Önündeki kumanyadan bir lokma alıp kısık bir sesle “Helal edin!” dedi.


Bütün tim sanki cenazede hakkını helal eder gibi "Helal olsun!" diye haykırdı.


Haydar Ali’yi köyünde bırakıp intikale devam ederken artık hiç birimiz o köye girerkenki askerler değildik.


Yola çıkarken yeniden içtiğimiz andı hatırladık. O kadar gurur duyduk ki yaptığımız işle, yorgunluğumuzu bile unuttuk.


"Bir Haydar Ali’yi kurtardık. Dualarınızı eksik etmeyin. Daha kurtarılacak Haydar Ali'lerimiz var…"


 


DİĞER HABERLER