Bu millet takiyeci Zümre’den çektiğini kimseden çekmedi

Önce bir kere TC’yi bu takiyeci Zümre Oligarşisi kurdu ve onlarca yıl yönetti. 1000 yıllık Selçuklu Osmanlı Türk-İslam Medeniyetini yok sayıp karanlığa gömerek Türklerin tarihini Ergenekon Efsanesine dayandırdı. TC’nin kuruluşunu da Türk tarihinin miladı diye lanse etti. Böylece tarihinden, milli kültür ve değerlerinden kopuk türedi bir toplum yetiştirerek her türlü yalan, safsata ve dezenformasyonu belleklerine işledi.

Peki, milletimize musallat olan bu Zümre nereden ve nasıl geldi? Bilindiği gibi 1989 yılında Jak Kamhi başkanlığında 500. Yıl Vakfı kuruldu. Bu 500. Yıl İspanya’dan sürülen Yahudileri Osmanlı Devletinin ülkeye kabul ederek Balkanlarda iskân etmesinin yıldönümüdür.

Yahudiler Balkanlarda şişedeki gibi durmadılar. Her türlü yoldan Osmanlı sarayına ve yönetimine nüfuz ettiler. İzmirli Kabalacı haham Sabetay Sevi Yahudilerin beklediği Mesih olduğunu söyleyerek Osmanlı Devletine isyan başlattı. Yakalanıp İstanbul’a getirilen haham Sabetay Sevi 30 Haziran 1666 günü mahkeme huzuruna çıkarıldı. Saraydaki Yahudi nüfuzu sayesinde yalandan Müslüman olduğunu söyleyerek serbest bırakılmakla kalınmadı bir de Edirne’de devlet görevi verildi.

Kabalacı haham Sabetay Sevi bu görevi bırakarak Selanik’e yerleşti. Selanik nüfusunun yüzde 70’ten fazlası Yahudilerden oluşuyordu. Hristiyan görünerek Haçlı seferlerini örgütleyen Tapınak Şövalyesi Yahudileri örnek alan haham Sabetay Sevi görünürde Müslüman olan gerçekte Yahudiliği yaşayan bir tarikat kurdu.

Bu tarikatın mensupları Selanik’te gizli bir siyasi örgüt olarak İttihat ve Terakki Cemiyetini kurdular. Mason locaları vasıtasıyla bazı Türkleri de üye yaptılar. 1889 yılında başkent İstanbul’daki şubesi siyasi fırkaya (partiye) dönüştürüldü. 23 Temmuz 1908 İkinci Meşrutiyetin ilanıyla seçimlere girip Meclis-i Mebusan’da parlamento çoğunluğunu sağlayarak iktidar oldu.

31 Mart irtica vakasını bastırma bahanesiyle 14 Nisan 1909 günü Selanik’ten çoğunluğu Yahudilerden oluşturularak yola çıkarılan M.Kemal’in de kurmay subayı olduğu Hareket Ordusu tam aksine 31 Mart başkaldırısının hedefindeki Sultan Abdülhamid’in Saray’ını kuşatarak hallini sağladı. Ardından bir dizi baskın, darbe ve suikastla devlet yönetimini tamamen ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkası (Partisi) iktidarı Osmanlı Devletini 1. Dünya Savaşına sokarak birçok cephede birden savaşmak zorunda bıraktı.

Bütün bu yapılanlar 1897 Basel Siyonist Kongresinde alınan kararların hayata geçirilmesiydi. Basel Siyonist Kongresinde şu kararlar alınmıştı: İlk 50 yılda Filistin’de Yahudilere toprak satmayan Sultan Abdülhamid tahttan indirilecek. Osmanlı Devleti yıkılıp toprakları dağıtılacak. Sabetay Sevi’nin takipçilerinden oluşan takiyeci Selanik Dönmesi Sabetaycı İttihatçı Zümre oligarşisi için Osmanlı bakiyesinde Anadolu’da bir devlet (TC), Filistin’de İsrail Devleti, ikinci 50 yılda ise Arzımevud üzerinde Büyük İsrail kurulacak.

1. Dünya Savaşında birçok cephede savaşa sokulan Osmanlı orduları mağlup ettirildiler. En son bir ihanet olan Çanakkale savaşında Osmanlı Devletinin bütün varlığını ve geleceğini Gelibolu yarımadasına gömdüler.

Ardından İttihat ve Terakki Fırkasının iktidarında İngiliz donanması Çanakkale Boğazını geçerek Başkent İstanbul’u 5 yıl boyunca işgal etti. Bir Sabetaycı Yahudi olan Engin Noyan İngiliz donanmasının rıhtımda İskoç bölüğü marşıyla bestelenen Kâtibim şarkısını okuyan bir koro tarafından karşılandığını bir televizyon programında anlattı. İngilizler Başkent İstanbul’u işgal ederken müttefikleri Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlar da birçok Anadolu illerini işgal ettiler.

İngiliz donanmasını Kâtibim şarkısını okuyan koro ile rıhtımda karşılayan İttihat ve Terakki İktidarına karşın Anadolu illerinde İslam Âlimleri işgal ordularına karşı direniş örgütleyerek mücadele başlattılar.

Böylece Anadolu illerindeki işgalin sürdürülemeyeceği görüldü. Ancak İngiliz dehası buna müthiş bir çözüm buldu. İttihatçı subaylardan bir grup oluşturup gemiyle göndererek Samsun’dan Anadolu’ya çıkarma gerçekleştirdi. İttihatçı subaylar takiye yaparak şeriatçı görünümlü bir milli mücadele başlattılar.

Ankara’da Anadolu’nun her renginden, büyük çoğunluğu İslam Âlimlerinden oluşan önderler çağırarak 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kurdular. Kurbanlar keserek, hatimler indirerek, dualar yaparak açılan Meclis’le bir yönetim oluşturdular. Dağıtılan, silah bıraktırılan Osmanlı Ordusu artıklarından derme çatma bir Ankara gücü oluşturarak Yıldırım Orduları adını koydular. 26 Ağustos’ta Anadolu illerindeki işgal güçlerine karşı taarruz emri vererek hareket başlattılar. Buna karşın Anadolu illerindeki işgal ordularına süratle geri çekilme talimatı verildi. Böylece işgal orduları Anadolu’yu boşaltarak Ankara güçlerine bırakıp çekildiler.

Resmi tarihe göre (ki adına her yıl kutlamalar yapılıyor) 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Muharebesi yapılırken işgal kuvvetleri 9 Eylül’de İzmir’de denize döküldü. Oysa Dumlupınar İzmir arası 400 kilometrelik bir yol. Ordunun intikal araçları ise at, deve, katır, kağnı… 30 Ağustos ile 9 Eylül arası 10 günde herhangi bir çatışma olmaksızın sürekli yol alınarak ancak Dumlupınar’dan İzmir’e varılabilir.

Bu arada 30 Ağustos Dumlupınar Meydan Muharebesini yapmak için bir gün vakit bile yok. Zaten işgal orduları hızla çekildiğinden Ankara güçleri onların tozuna bile yetişmediler. Ne var ki işgal ordularının hızla çekilmesi Ankara güçlerinin onları takip ederek İzmir’e varması o zamanki topluma kurtuluş savaşı zaferi olarak lanse edildi. Toplum da bunu böyle algıladı.

Böylece işgal ordularına karşı Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca, Sütçü İmam, Vehbi Çıkrıkçı gibi İslam Âlimlerinin örgütlediği direniş anlamsız hale getirilerek itibarsızlaştırıldı. Ankara hükümeti inisiyatifi ele aldı. Bu İngiliz senaryosunu Anadolu’da başarıyla sahneleyen Ankara hükümeti Anadolu toplumunu temsil eden 1. Meclis’i dağıtarak bütün illere atadığı İttihatçı kadrolardan 2. Meclis’i oluşturdu.

Böylece takiyeci Selanik Dönmesi Sabetaycı İttihatçılardan bir Zümre oligarşisi oluşturularak TC kuruldu. İngilizlerin liderliğinde işgalci devletlerin Lozan’da tescil etmesinden sonra Cumhuriyet ilan edildi. Başkent İstanbul’u 5 yıl boyunca işgal altında tutan İngiliz donanması Cumhuriyet’in ilanından birkaç hafta önce işgale son vererek 4 Ekim 1923’te çekildi.

Ondan sonra adına Cumhuriyet konulan takiyeci Selanik Dönmesi Sabetaycı Zümre oligarşisi Fransız tipi jakoben devrimler başlattı. Ülkenin birçok yerinde provokasyonlarla isyanlar başlatılarak katliamlar gerçekleştirildi. Bu bahane ile İstiklal Mahkemeleri kurularak İslam Âlimleri idam edildiler.

Şapka giyime zorunluluğu getiren dandik devrimler gerekçesiyle İslam Âlimleri idam edildi. 1000 yıllık Selçuklu Osmanlı Türk - İslam Kültür ve Medeniyetini yok sayıp köklerini kazımaya çalışarak ilkel, paganist uygarlıkları diriltmeye çalıştılar. Rejimin prestij kuruluşları olan Etibank, Sümerbank bu ilkel kavimlerin adıyla kuruldu. Hitit güneşini Başkent Ankara’nın amblemi yaptılar.

13 asırlık hilafeti kaldırıp Müslüman kitleyi İslam Âleminden soyutladılar. Müslümanları paganist Kemalcı eğitim sistemi ile asimile ederek dininden uzaklaştırdılar. Dininden vazgeçmeyen samimi Müslümanları devletten, siyasetten, kamusal alandan, sosyal – kültürel hayattan, ekonomik hayattan tecrit edip kırsal alana mahkûm ettiler.

Ancak takiyeci Selanik Dönmesi Sabetaycı Zümre Oligarşisinin hâkimiyeti için ta baştan çok daha önemli operasyonları Hristiyan, Ermeni ve Rum azınlıklara gerçekleştirdiler. İttihat ve Terakki İktidarı Osmanlı Devletinde tehcirle 1,5 Milyon Ermeni’yi kurulması öngörülen TC sınırları dışına sürdüler. Lozan’a konulan mübadele maddesiyle de 2,5 Milyon Rum’u Yunanistan’a sürdüler. Böylece iki etkin Hristiyan azınlıktan arındırılan Anadolu’da Müslüman çoğunluk da asimile edilip köleleştirilerek Sabetaycı Zümre oligarşisi için TC çiftlik haline getirildi.

İstanbul’daki Ermeni ve Rum azınlık ise İsmet İnönü’nün onlara özel çıkardığı Varlık Vergisi Kanunuyla göçe zorlandı. Buna rağmen geride kalan Ermeni ve Rum azınlık ise DP iktidarında gerçekleştirilen 6-7 Eylül çapul ve yağma olaylarıyla göçe zorlandılar.

Hristiyan Ermeni ve Rum azınlıklara yapılan bütün bu zulümlere arkasında Dünya Siyonizm’i olduğu için Batılı Hristiyan devletler sessiz kaldılar. Lozan’a konulan mübadele maddesi gereği Selanik ve çevresinden getirtilen 350 bin Yahudi nüfusu sürülmüş olan 1,5 Milyon Ermeni artı 2,5 Milyon Rum toplam 4 Milyon Hristiyan azınlığın mülklerine yerleştirildiler.

Çıkartılan Tekalif-i Milliye Kanunu ile de Müslümanların varlıkları gasp edildi. Böylece takiyeci Selanik göçmeni Sabetaycı Zümre olağanüstü zenginleşti. Devleti onlar kurdular, ülkenin bütün sahalarını aralarında paylaştılar.

Erbakan Milli Görüş hareketini hile rejimi ve köle düzeni dediği bu Zümre oligarşisine karşı başlattı. 4 partisi kapatılmasına 5 kez siyasi yasaklı yapılmasına karşın 40 yıllık bir mücadele sonunda Zümre Oligarşisini yönetimden uzaklaştırarak Müslümanları iktidara taşıdı.

Şimdi Kemalcı Eski Türkiye vesayet statükosuna geri dönüp Zümre oligarşisini yeniden kurup tahkim etmek istiyorlar. Bu yüzden Türkiye’deki iktidar mücadelesi bir iç savaş haline büründürülmektedir. Hedefleri 2023 seçiminde Cumhur İktidarını devirmek olan Zümre bunu başarmaktan oldukça uzak görünüyor. Zira bu amaçla kurduğu Millet İttifakı dağılma noktasına gelmiş bulunuyor.

>>>O<<<

O.G.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI
# İLİŞKİLİ KONULAR

Yazar Zeki Geçkil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?