28 Şubatçılar nasıl kaybetti bilen var mı?

28 Şubat’a doğrudan muhatap olan Refah-Yol iktidarının Başbakanı Erbakan istifa ettikten sonra davet edildiği Avrupa Milli Görüş Teşkilatı konferansında şunu dedi: “ Türkiye’yi 28 Şubat sürecine menfi sermaye, menfi medya, menfi siyaset soktu.”

Erbakan hiçbir zaman orduyu suçlamadı. Zaten 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Darbesi süreçlerinde istenen sonuç alınmadığı için 28 Şubat’ı yapan güç orduya artık güvenmediğinden “BU DEFA SİLAHSIZ KUVVETLER” diyerek süreci başlattı.

Gerçekte küresel Siyonist güç ve yerli uzantısı Zümre oligarşisi 12 Mart’ı da 12 Eylül’ü de 28 Şubat gibi Erbakan ve Milli Görüş’e karşı yaptı. 12 Mart’ta Milli Görüş’ün ilk partisi MNP kapatıldı.

12 Mart Muhtırasında küresel gücün planı şuydu: Milli Görüş hareketini başlatan Erbakan elimine edilecekti. Adalet Partisi’nin tek başına iktidarında istifa ettirilen Süleyman Demirel ve muhtıra asıl bana karşı verildi diyerek CHP Genel Sekreterliğinden istifa eden Bülent Ecevit mağdur edilmiş olarak toplumsal destek sağlanacaktı.

Bu süreçte darbeye karşı mücadele edecek olan Demirel ve Ecevit demokrasi kahramanı konumuna getirilecekti. Böylece Batı güdümlü Türkiye demokrasisi Demirel - Ecevit partnerliğinde güçlendirilerek devam ettirilecekti. Milli Nizam Partisi kapatılarak elimine edilen Erbakan’ın mağduriyeti ise Demirel’in mağduriyeti ile perdelenecekti. Ancak öyle olmadı generallerin desteği ile Milli Selamet Partisini kuran Erbakan, Demirel ve Ecevit’le birlikte Meclis’e 52 kişilik grup sokmayı başardı.  

28 Şubat sürecinin Başbakan yaptığı Bülent Ecevit bunların partilerini kapatıp levhalarını indirmek yetmez köklerini kazımamız lazım derken Erbakan’ın sözünü ettiği menfi siyasetin örneğini veriyordu.

28 Şubat sürecinin çok önceden planlandığını Erbakan daha 1993 yılında Aytunç Altındal’a verdiği röportajda şöyle açıklıyordu: Karşıtlarımız bizi iktidar yapmak istiyor. Aytunç Altındal’ın iktidar olmaktan korkuyor musunuz sorusuna korkmuyoruz ama karşıtlarımızın bizi iktidar yapmaya çalışması anlamlı değil mi şeklinde cevap veriyordu.

Küresel Siyonist güç ve yerli uzantısı Kemalcı vesayetin Zümre oligarşisi 12 Mart ve 12 Eylül’de muhalefetteyken elimine edemediği Erbakan’ı iktidara getirip darbe ile bertaraf etmek istiyordu. Erbakan 1994 yerel seçiminde başta Ankara, İstanbul bir düzine büyükşehir ve yüzlerce il, ilçe belediyesi alarak yerel yönetimlerde iktidar olmuştu.

Ertesi yıl 1995’te yapılan genel seçimde tek başına iktidar olması işten değildi. Ancak kendisine hazırlanan planı bildiğinden Erbakan seçim kampanyasında sürekli frene basarak tek başına iktidar olmak yerine Refah Partisi’ni birinci yaptı.

Bir koalisyon hükümetinde başbakan olarak planlanan darbeye tek başına değil bir ortakla muhatap olmayı yeğledi. Cumhurbaşkanı Demirel ilk etapta Erbakan’a başbakanlık vermedi. Ancak kurulan hükümet başarısız olunca Başbakanlık görevi Erbakan’a verildi.

ANAP’la yapılan koalisyon müzakerelerinde Mesut Yılmaz’ın her istediği kabul edildiği halde müzakereler tamamlandıktan sonra vazgeçti. Anlaşılan darbeye muhatap olacağı kulaklarına fısıldanmış olmalıydı. Ardından Tansu Çiller liderliğindeki DYP ile Erbakan’ın başbakanlığında Refah-Yol koalisyon hükümeti kuruldu. Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu da 8 milletvekili ile dışarıdan destek vereceğini açıkladı.

Başbakan Erbakan beklemekte olduğu darbe girişimine herhangi bir gerekçe oluşturmamak için son derece mutedil davranıyor hiçbir kesimi rahatsız edecek bir söylem ve icraatta bulunmuyordu.

Ancak darbenin eli kulağındaydı. Önce Susurluk olayı bahane edilerek ışık yakma söndürme, tencere tava çalma olayları başlatıldı. Erbakan buna gulu gulu dansı diyerek yapılmak istenenin yamyamlık olduğunu söyledi. Çok geçmedi Mamak’ta tanklar yürütülerek darbenin ilk girişimi başlatıldı.

Ardından 28 Şubat günü 9 saat sürerek rekor kıran Milli Güvenlik Kurulu toplantısında 18 maddelik Kemalcı vesayet statükosunu güçlendirme planı Başbakan Erbakan’a dayatıldı. Erbakan’ın ifade ettiği gibi menfi sermaye, menfi medya, menfi siyaset ve beşli çete denilen sivil toplum kuruluşları başkanları Refah-Yol iktidarına yüklendikçe yüklendiler.

Ancak Erbakan Demirel’in yaptığı gibi hemen görevi bırakıp gitmedi. Ne var ki koalisyon ortağı Tansu Çiller grubunu bir arada tutamadı. DYP’den istifalar başladı. Daha önce Refah – Yol iktidarına dışarıdan destek veren BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu bu kritik dönemde BBP’nin 8 milletvekili ile desteğini çekerek darbecilere büyük kolaylık sağladı.

Kritik sayıya düşen iktidarın milletvekili sayısı her gün azalıyordu. Sonunda erken seçim kararı alınarak dönüşümlü başbakanlık öngören koalisyon protokolü gereği DYP’ye başbakanlığı devretmek üzere Erbakan istifasını Cumhurbaşkanı’na sunarken Meclis büyük çoğunluğunu teşkil eden milletvekilinin imzasıyla Tansu Çiller’in başbakanlığını önerdi. Ancak Cumhurbaşkanı Demirel kurucusu olduğu DYP’nin lideri Tansu Çiller’e değil geçmişte karşısında çok şiddetli bir mücadele verdiği ANAP’ın lideri Mesut Yılmaz’a başbakanlık görevini tevdi etti.

Sonuçta şu oldu: Erbakan fiili bir darbeye muhatap olmadan iktidarı suhuletle ve şık bir demokratik manevrayla karşıtlarına devretti. İşte o andan itibaren Erbakan’la 28 Şubatçılar arasında bilek güreşi başladı.

Erbakan siyasete atılmadan Yüksek Askeri Akademide ders verdiği sırada ordu bünyesinde bir odak oluşturmuştu. Ecevit’in başbakanlığında tespit ettiğini açıklayıp adını kontrgerilla koyduğu bu odak üzerinden Erbakan 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerini kontrol etmeyi başardı. Zaten 28 Şubat’a da bu nedenle gerek duyuldu.

Sermaye, medya, siyaset ve sivil toplum örgütleri topluca 28 Şubat’ı destekleyip Erbakan’ı hedef almışlardı. Hatta daha önce Erbakan’ın bir türlü susturamadığı şarlatan milletvekilleri iktidarda bulunan Refah Partisi’nin bakanları, milletvekilleri, belediye başkanları, il başkanları, Erbakan’ı yalnız ve desteksiz bıraktılar.

Refah Partisi’nin İstanbul milletvekili Aydın Menderes 28 Şubat ertesinde televizyonlara çıkarak şöyle seslendi: “Ey Erbakan orduya direnerek ülkeyi bir maceraya sürükleme… Katıldığım toplantılarda şunu görüyorum. Sen hiçbir desteği olmayan yalnız bir adamsın.”

Erbakan tek başına bütün kesimlerin yer aldığı 28 Şubat postmodern darbe cephesine karşı derin bir mücadele başlattı. Önce ordu içinde öncülük eden Orgeneral Çevik Bir ve Orgeneral Erol Özkasnak emekliye sevk edildi. Ardından menfi sermayenin 24 bankası batırıldı.

Medya patronu Dinç Bilgin çıktığı Habertürk Televizyonunda sızlanarak şunu diyordu: “Benim Etibank’ım vardı elimden aldılar. ATV ve Sabah grubunun sahibiydim elimden aldılar. Üstelik hortumcu diye beni suçlayarak hapse attılar. Ya, Allah’tan korkun her şeyimi aldınız. Kızımın evine sığınmışım, beni iflas ettirdiniz eyvallah ama bari bana hortumcu demeyin.”

Diğer bir medya patronu Aydın Doğan’ın ise dişleri sökülerek 28 Şubat cephesine karşı kullanıldı. 28 Şubat’a destek veren, coşku veren düzinelerce yazarını, çizerini şutladı.

28 Şubat’a destek veren 5 sivil toplum kuruluşunun (5’li çete denilen DİSK, TESK, TÜRK-İŞ, TOBB, DİSK) başkanlarının tamamı görevlerinden uzaklaştırıldı. En dramatiği TOBB başındaki Fuat Miras’ın görevden alınmasıydı. Bana komplo kuruldu diyen Fuat Miras genel kurulda görevden alınırken halen o görevi sürdüren Rıfat Hisarcıklıoğlu getirildi.

28 Şubat’ın buharı tüterken yapılan TOBB kongresine Rıfat Hisarcıklıoğlu eski bir genel başkan sıfatıyla Erbakan’ı da davet etti. Menfi sermaye, menfi medya ve sivil toplum kuruluşlarına ağır darbeler indirilirken sırada 28 Şubat işbirlikçisi menfi siyaset vardı.

Tıpkı 12 Mart 1971 Muhtıra hükümetine ABD’den iki başbakan yardımcısı olarak Atilla Karaosmanoğlu ve Sadi Koçaş’ın ithal edildiği gibi 28 Şubat destekçisi Bülent Ecevit başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetine de ABD’den Kemal Derviş süper bakan olarak atanıyordu.

Kemal Derviş rivayete göre Zümre sermayesine ait batırılan 24 bankanın yüzlerce milyar Dolar’ını kurtarmak için IMF’den 40 Milyar Dolar alıp gelmişti. Ancak onu da batırarak ABD’ye müflis şekilde dönmek zorunda bırakıldı. Başbakan Ecevit’e fırlatılan anayasa kitapçığıyla büyük bir ekonomik kriz başladı. Nihayetinde Devlet Bahçeli’nin dayatmasıyla 3 Kasım 2002’de gidilen erken seçimde menfi siyasetin de bütün partileri baraj altına sokuldu.

AKP tek başına iktidar olurken 28 Şubat’ı desteklememiş olan Deniz Baykal’ın ikinci kurucu lideri olduğu CHP de tek başına muhalefet olarak Meclis’te yer alıyordu. AKP iktidarı 28 Şubat unsurlarından arındırılmış bir Türkiye’de iktidarı devralmış oldu.

>>>O<<<

O.G.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI
# İLİŞKİLİ KONULAR

Yazar Zeki Geçkil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?