İsrail ne yapmaya çalışıyor?

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin, bölgesinden soyutlanıp sorunlarına bigâne kalan geleneksel yaklaşımını terk edip Osmanlı mirasını üstlenerek aktif rol oynama politikaları geliştirme konsepti içerisinde İsrail ile sorunlu olduğu ülke yönetimleri arasında samimi bir yaklaşımla barış tesis etme çalışmalarını sürdürürken…

Başbakan Ehud Olmert Türkiye’yi, Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ise Mısır’ı ziyaret ettikten hemen sonra… İsrail 60 yıllık kendi tarihinde bile görülmeyen en büyük vahşetini sergileyerek Gazze üzerine hedef gözetmeksizin bomba yağdırarak çoğu çoluk çocuk yüzlerce kişinin ölümüne, yaralanmasına, binlercesinin evsiz barksız kalmasına yol açıp dünyayı bir kez daha şoke etti.

Şimdi, hakkında söylenmedik söz bırakılmayan bu insanlık dışı vahşetle ilgili şeyler yazmayı bir yana bırakıp İsrail’in ne yapmak istediği hususu üzerinde biraz duralım.

Türkiye’deki Sabetayist uzantıları Başbakan Erdoğan’ın İsrail istediği için barış için arabuluculuğa soyunduğunu öteden beri yazıp çizip anlatıyorlar. Ancak gerçeğin bunun tam tersi olduğu, Siyonistlerin bu girişimlerden fevkalade rahatsız oldukları erbabınca çok iyi bilinen bir husustur.

Bu İsrail sever Sabetayist çevrelerden bazıları ise aynı amaca hizmet edecek doğrultuda farklı bir şekilde konuyu ele alarak Başbakan Erdoğan’ın bu girişimlerinin Türkiye’yi zor durumda bırakabileceğini, üzerine düşmeyen bu çok tehlikeli konularda riske soktuğunu yazıp çiziyorlardı.

Gerçekten de bu riskli ve netameli konularda bilinçli olarak risk alan Türkiye ise, bölgede inisiyatif almanın, belirleyici ve etkin olmanın tek yolunun bu olduğunu çok iyi bildiği için gözünü daldan budaktan esirgemeden fırsatları değerlendirmek istiyor.

Mısır İsrail ile anlaşma yaptıktan sonra bölgenin liderliği Türkiye’nin önünde rakipsiz bir şekilde duruyordu. Türkiye, bu liderliğe hazırlandığının ilk önemli sinyalini tüm dünyanın özellikle de bölge ülkelerinin gözlerini fal taşı gibi açan ünlü 1 Mart Tezkeresi sürprizi ile vermişti. Türkiye böylece ABD’nin Irak işgaline karşı ilk fiili tavrını tüm dünyada emsali olmayan bir keskinlikte vermiş oldu.

Türkiye’nin inisiyatifinde oluşturulan Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Platformu da ABD ve Avrupa Birliği’ne rağmen hayata geçirilip fonksiyonel hale getirildi.

Öte yanda İslam Konferansı Örgütünün Türkiye öncülüğünde bir hayli hareketlenerek fonksiyonel hale gelip BM’den sonra dünyadaki en büyük siyasi organizasyon konumuna getirilmesi zaten öteden beri büyük rahatsızlık uyandırıyordu.

Böylece daha birçok organizasyona öncülük ederek inisiyatif alan, bağımsız bir dış politika izleyen Türkiye en son Gürcistan krizi sırasında ABD’ye istediği gibi boğazları kullandırmayacağını göstererek bu kararlı tavrını sürdürdü. Batı medyasında bu ikinci bir 1 Mart sendromu olarak nitelendi.

Türkiye’nin bu tutumu sayesinde, Afganistan ve Irak’ta bataklığa saplanmış bulunan ABD ve müttefiklerinin bu iki cephe dışında dünyanın herhangi bir yerinde üçüncü bir cephede savaş başlatamayacakları açık seçik olarak görüldü.

Bu gelişme üzerine, müzmin şekilde devam eden küresel ekonomik kriz, başta ABD olmak üzere tüm Batı ülkelerinde birden patlak vererek büyük yıkıma yol açtı ve halen şiddeti artarak sürüyor.

ABD’nin Irak yönetimi ile imzaladığı anlaşma ise zımnen adeta işgal sonrası bölgenin başaktörü konumuna Türkiye’yi getiriyor. Bu nedenle, Kuzey Irak üzerinde emelleri ve uzun yıllardır faaliyetleri bulunan İsrail, buradaki konumunu ve etkinliğini yitirip harcadığı tüm emeklerinin boşa gideceği bir durumla yüz yüze geleceğini görüyordu.

Lübnan’da uzunca bir süre kronikleşen bir sorun haline gelen cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye sayesinde çözüme kavuştu. Sorunu sona erdiren seçimin yapıldığı oturuma şeref konuğu olarak davet edilen Başbakan Erdoğan da katıldı.

İsrail, öte yanda Ortadoğu barışı konusunda başta ABD olmak üzere tüm ülkeleri yıpratıp güven erozyonuna uğrattığı için Türkiye dışında tüm taraflarla diyalogu olan güvenilir bir ülke kalmamış durumdaydı.

Nitekim Irak işgali öncesinde ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney; yaptığı bölge ülkelerini içine alan geniş kapsamlı gezisi sırasında uğradığı İsrail durağında Başbakan Ariel Şaron’un Filistin barış görüşmelerinin başlatılması için yardımda bulunmasını istemesi üzerine şu sert karşılığı vermişti:

Ne barışı, Yaser Arafat’ı asın, Filistinlileri denize dökün, olsun bitsin bu iş!

Dick Cheney’nin bu sözleri Arap Dünyasını ayağa kaldırdıysa bile asıl Şaron’un yüreğini yakmıştı.

Çünkü Şaron, Filistin barış görüşmelerinde samimi bir arabuluculuk yapmasını değil; ABD’nin Filistin yönetimini oyalayıp kucağına atmasını istiyordu. Bunu geçmiş tecrübelerinden çok iyi bilen ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney Şaron’un bu teklifini ironik bir şekilde geri çeviriyordu.

Bir de Türkiye, Suriye ile İsrail arasında dolaylı barış görüşmelerine aracılık ediyordu. Bu rolü bir ara Fransa çalmaya kalkıştı ama başarılı olamadı. Çünkü Yahudi asıllı Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin kayıtsız şartsız İsrail hesabına hareket edeceğini Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat adı gibi biliyordu. Ancak Türkiye’nin bu arabuluculuğu dürüst yapacağına güveni tamdı.

İsrail Türkiye’nin bu önlenemez yükselişi ve bölgede lider ülke rolü üstlenmesi karşısında iyiden iyiye köşeye sıkışmış ve son derece rahatsızdı.

İsrail, işte Türkiye’nin hiçbir kıymetiharbiyesi olmadığını, bölge ülkelerinin umut bağlayıp hayale kapılmamaları gerektiğini net ve kesin bir şekilde ortaya koymak için Türkiye ve Mısır ile gerçekleştirdiği üst düzey ziyaretlerin hemen sonrasında dünyayı dehşete düşürüp şoke eden korkunç saldırılarını gerçekleştirerek görülmemiş bir vahşet sergiledi.

Türkiye, İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırının aslında kendisine verilmiş bir gözdağı olduğunu, bölge sorunlarına ikide bir el atıp burnunu sokması halinde daha kötü şeyler yapabileceği mesajını verdiğini çok iyi algıladığı için Başbakan Erdoğan İsrail’e karşı aynı sertlikte cevaplar verdi.

Türkiye bununla da kalmayarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile yaptığı telefon görüşmesi üzerine derhal Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt Ankara’ya geldi ve üst düzey ziyaretler yaptı. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan hiç vakit geçirmeksizin bölge ülkelerini kapsayan bir geziye çıkacağını açıklayarak Türkiye’nin bölge sorunlarına asla bigâne kalmayacağını, aksine daha artan bir trentte ve önemde ilgi ve alaka gösterip sahipleneceğini gösterdi.

Türkiye böylece İsrail ile bölge ülkeleri arasında arabuluculuk yaparken adil bir hakem rolü oynayacağı ve mızıkçılık yapan tarafı hiç çekinmeden dünyanın gözleri önünde etkin şekilde eleştirip gerekirse müeyyide uygulayabileceği mesajı da vermiş olmaktadır.

İsrail aslında en çok Irak’ta Türkiye’nin inisiyatif almasından ve başarılı sonuçlar elde etmesinden rahatsızdır. Ancak Irak konusunda bir sürtüşme ve tartışma çıkarması hem Türkiye’nin iç politik dengeleri açısından, hem de dış politika dengeleri açısından uygun değil.

Bu yüzden İsrail Türkiye ile bir maraza çıkaracaksa eğer bu Filistin konusunda olmalıydı. Çünkü Türkiye’de son derece etkin olan ve çok kolay kamuoyu oluşturabilen İsrail uzantısı Sabetayist unsurlar derhal harekete geçerek Başbakan Erdoğan’a ve AKP iktidarına yüklenerek:

“Sana ne ya Filistinlilerden? Mısır ve bunca Arap ülkesi sesini çıkarmazken sen Türkiye’yi ne diye riske sokup olaya müdahil duruma getiriyorsun? Araplar zaten bizi arkadan vurmuşlardı. Oh olsun deyip yürek soğutmak varken onlara sahip çıkmak akıl kârı mıdır?” şeklinde ortalığı ayağa kaldırabileceği hesabı yapılıyor.

Evet, İsrail’in asıl hedefi Türkiye ve asıl neden Irak. Ancak Filistin yüzünden maraza çıkarmak işine geliyor.

Ancak Türkiye de Filistin konusunda Arap ve İslam ülkelerinden daha sağlıklı ve güvenli destek alabilir. Çünkü Irak’ta birçok özel çıkarları söz konusu ama Filistin tamamen insani bir konu ve önemi itibariyle uluslararası en büyük sorun.

Şimdiye kadar her vesile ile çok kez yazdık, bir tencerede iki koç kafası kaynamaz diye… Bu coğrafya da Büyük İsrail ile Yeniden Büyük Türkiye’nin birlikte yer alabileceği kadar geniş değil. Yani iki lider ülkeyi birlikte barındıramaz.

Ya nihayet Sevr Planı hayata geçirilip Türkiye bölünecek… Bu yüzden PKK ve Kuzey Irak’taki gelişmeler İsrail’in ilgisini çekiyor.

Ya da İsrail bu coğrafyanın orta yerinde fitne fesat saçan bir çıban olarak İslam Âleminin bağrından sökülüp atılacak… Türkiye de aslında HAMAS’a bu yüzden ilgi duymaktadır.

Haydi hayırlısı…

Sayı: 535

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Gülyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?