CHP nereye?

Deniz Baykal’ın rakipsiz tek aday olarak genel başkanlığa yeniden seçilmek üzere olağan büyük kurultaya giderken bir hafta kala bir kaset komplosuyla karşı karşıya gelip CHP Genel Başkanlığından istifa etmesi ile başlayan süreç aynı doğrultuda aşamalarla devam ediyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu gelişmeden hemen önce yerel seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yapılıp desteklenerek başarı çizgisinin yukarı çıkartılması, parlatılması, genel başkanlığa hazırlamak için olduğu bugünkü noktadan bakıldığında kolayca anlaşılmaktadır.

CHP Genel Başkanlığından istifa etmek durumunda kalırken Deniz Baykal’ın devletin zirvesi isteseydi bu komploya engel olabilirdi demesi gösteriyordu ki bu gelişmeden devletin derin zirvesi en azından haberdardı.

Hiç kuşkusuz ki, bu ifadesinden de anlaşılacağı gibi Deniz Baykal derin devletin güvenilir bir adamıydı. Nitekim milletvekili seçilmesine vize verilmediği için genel başkanı olduğu AKP seçimi kazanıp bir başına iktidara geldiği halde başbakan olamayan Tayip Erdoğan ile uzunca bir görüşme yapıp gerekli anayasa değişikliğine katkı yaparak Siirt formülü ile sorunun çözülmesinde aracılık yapan da Deniz Baykal idi.

Ne var ki eski derin devlet mensubu Sabetayist bir kesimin Deniz Baykal’a karşı Ecevit zamanından beri başlattığı yıpratma kampanyası dur durak dinmek bilmiyordu.

Bütün azim, gayret ve inatçı direnişine rağmen hırpalanıp bir hayli yıpratılmış olan Deniz Baykal ile artık derin devlet de işi daha fazla götürmek istemiyordu. Bu yüzden acımasız komplo ile dramatik şekilde CHP liderliğinden ayrılmak zorunda bırakılmasına mani olmadı.

Bu durumu kavraması zor olmayan Deniz Baykal da derin devletin Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel Başkanlığına getirme sürecinde engel çıkarmayıp gerekli dolaylı desteği de verdi.

Süreç mercek altına alınıp siyasi laboratuarda incelenecek olursa Deniz Baykal ve sağ kolu Önder Sav’ın birbirleriyle zıtlaşmalarına rağmen Kemal Kılıçdaroğlu konusunda paralel hareket ettikleri görülür.

Yapılan son kurultayda CHP yönetiminde, Parti Meclisi’nde bütün kesimlerden temsilciler yer aldığı için mücadeleyi kimin kazandığı pek belli olmadı. Kavga özünde iki derin devlet arasında sürüyordu ama bu ulusalcılarla küreselciler arasındaymış gibi yansıyordu.

Açıkçası, CHP’nin yönetimi, Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil eden unsurlar olarak Beyaz Türkler denilen Sabetayist topluma mensup kadrolara mı bırakılacaktı; yoksa sıradan Türkler mi? Bu eksen etrafında gelişiyordu olaylar.

Bir stratejik önemdeki kritik seçim öncesinde CHP’de yaşananlar bu sürecin devam ettiğini, mücadelenin henüz bitmediğini gösteriyor.

Ancak şu haliyle ortaya çıkan tablo, Baykal-Kılıçdaroğlu ikilisinin işbirliği ile istediklerine çok yakın bir milletvekili aday listesi hazırlamayı başarıp Meclis’e oldukça steril bir grup sokabileceklerini gösteriyor.

CHP’ye dönmesine izin verilmeyenlere, izin verilip aday listelerine konulmayanlara, partiye davet edilip harcananlara ve yıllardır vitrindeki yerlerini korurken tasfiye edilenlere bakıldığında Sabetayist unsurlardan CHP’nin epeyce temizlendiği gözlemlenebiliyor.

Bu operasyonu asla Baykal ve Kılıçdaroğlu ne tek başlarına ne de birlikte gerçekleştiremezler. Bu bir derin devlet projesinin adım adım hayata geçirilmesidir.

Aslında milli derin devlet dediğimiz olgu legal ve resmi konuma geldiği için derin nitelemesi artık gereksizdir. Buna devletin CHP için hazırlayıp uygulamaya koyduğu bir proje demek en doğrusudur.

Zaten Ergenekon denilen eski derin devlet unsurlarının bugün yargılanmakta oluşu milli derin devletin legalite ve resmiyet kazanması anlamına gelmektedir.

Ancak Ergenekon Davasında yargılananların hepsini kategorik olarak yeknesak görmek yanlıştır. İçlerinde her iki derin devlet ile de işbirliği yapan kişiler de ne yaptığını bilmeden sadece kullanılmış olanlar da var. Bunları at izi it izine karıştığı için çok net ayırt etmek zordur.

Esasen süreç devam ettiği, her iki taraf da mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğü için gelişmelerin seyrinin geliş-gidişler ve manevra nitelikli geri çekilmeler nedeniyle çok net izlenmesi kolay olmamaktadır.

Bu yüzden süreci izleyen gözlemciler arasında bir algılama birliği de oluşmamaktadır. Bir kısmı kasıtlı şekilde saptırarak yansıtma çabası sergilese de gerçekten anlamaya ve fotoğrafını çekmeye çalışan birçok kişi de ne olup bittiğini sağlıklı tespit edememektedir.

Her halükârda yadsınamayacak istikrarlı gidişat; eski derin devlet unsurlarının sürekli güç ve zemin kaybettikleri, buna karşın yeni derin devlet unsurlarının hep güç ve zemin kazandıkları gerçekliğidir.

Bu söz konusu durum devlet yapısı, tüm resmi ve sivil kurumlar, kuruluşlar, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları baz alındığında da böyledir.

Yazımıza konu yaptığımız CHP bir seçim öncesi çok önemli radikal ve dramatik gelişmelere sahne olmaktadır. Eğer tam teşhisini koymak gerekirse CHP, Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil ede gelen İttihatçı ve Sabetayist unsurlarla Yeniden Büyük Türkiye projesini hayata geçirip tarihi kırılmaya uğratılan 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı İslam Medeniyeti çizgisini yeniden onarmaya çalışanların ele geçirme mücadelesine sahne olmaktadır.

Her iki tarafın da CHP’den vazgeçip karşı tarafa bırakması asla söz konusu değildir. Bu yüzden mücadele süreci CHP’nin dağıtılması sonucu ile noktalanabilir.

O takdirde her iki taraf da “B” planlarını devreye sokup başka bir platforma mücadeleyi taşıyabilir.

Aslında bu mücadele, geçmişi olsa da somut olarak Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet’le devam ederek Cumhuriyet’le noktalanıp başarıya ulaştı ama Millî Görüş hareketi ile yeniden başladı.

Şu anda kendilerini kamufle etseler de mücadele eden iki tarafın açık kimlikleri budur.

CHP bir şekilde halledilmeden mücadelenin çok önemli bir unsuru ortadan kaldırılmış olmaz. CHP ya el değiştirecek, ya ortadan kaldırılıp tarihe mal edilecek; bunun ortası ve uzlaşılacak bir yanı yoktur.

Her iki taraf da CHP’nin ortadan kaldırılmasına razı olabilir. Çünkü bu haliyle CHP iktidar alternatifi olma kabiliyetini tamamen yitirdiği için iktidar alternatifi olabilecek yeni bir oluşum için bertaraf edilmesinde bir sakınca görülmeyebilir.

Ancak yeni oluşumun kimin inisiyatifi ile vücut bulacağı hususu bu takdirde önem kazanacaktır.

Eğer CHP bu seçimde dağıtılıp devre dışı bırakılırsa yeni oluşumun AKP’nin bölünmesiyle mi; yoksa Saadet Partisi’nin alternatif konuma getirilmesi ile mi; ortaya çıkarılacağı hususu önem kazanacaktır.

Şu anda Sabetayist derin devletin iki mutemet adamı olan Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’ün kontrolünde olduğu izlenimi vermekte olan Saadet Partisi’nin nasıl emin ellere tevdi edileceği de büyük önem taşıyan bir diğer husustur.

Şu anda Ergenekoncu-Ulusalcı unsurlar ile sosyal demokrat unsurlar arasındaki bir mücadeleye sahne olduğuna ilişkin yansımalar CHP için çok yanıltıcıdır. Ne ulusalcı bilinen Deniz Baykal ulusalcı, ne de sosyal demokrat sanılan Kemal Kılıçdaroğlu sosyal demokrattır.

Sayı:652

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Vahit Şekerci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Elazığ Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler