Mehmet Görmez’i görememek…

Kutlu Doğumun Miladı Takvimle sürekli Nisan ayında kutlanması TGRT Televizyonu sayesinde bir tartışmaya dönüştü.

Numan Kurtulmuş ve Cübbeli Ahmet üzerine tuz biber ekleyince “nur topu” gibi bir sorunumuz oldu.

Ardından Ramazan ayında televizyon ekranlarından yapılan Kur’an’ı Kerim yarışmasına Görmez’in “sempati” ile bakmaması Cumhurbaşkanının tersi yönünde açıklamalarına sebep oldu.

Dini bir konuda Cumhurbaşkanı Diyanet İşleri Başkanını kastederek “kim ne derse desin” demişti.

Galiba var olan eski düşünceler ortaya çıkmak için uygun zemin bulmuştu.

İşin daha fazla tadı tuzu kaçmadan birinin geri çekilmesi gerekiyordu.

Gidişi en azından Davutoğlu’nun gidişi kadar onurluydu.

Kimseyi kırıp dökmeden, ülke menfaatlerine zarar gelmesin diye kendi pozisyonundan feragat ederek…

Emekli olmuştu.

Tabiri caizse kendi kendini azletmişti.

Top da sizin, saha da… Hadi oynayın…

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile karşı karşıya geldikten sonra emeklilik kararı alan Görmez’e Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun sahip çıkması oldukça manidardı.

Zannedersem bu durum bence sadece Mehmet Görmez’le alakalı değildi.

Abdullah Gül;

“Değerli Mehmet Görmez, ilminin yanında mümtaz şahsiyeti ve samimiyetiyle de örnek bir din adamıdır”.

Ahmet Davutoğlu;

“Dinimizin izzetine, milletimizin vakarına ve devletimizin itibarına yakışan bir tavır içinde görevini yürüttüğünü…”

Bir tarafta bu yaklaşım, öte tarafta dinle alakalı bir konuda “kim ne derse desin” yaklaşımı…

Görmezle ilgili beni en çok etkileyen konu şuydu;

15 Temmuz darbe akşamı minarelerden okuttuğu sala ve ezanlar ile milleti kıyama davet eden Mehmet Görmez, bu kararı inisiyatif kullanarak kendisi vermişti.

Bir üst yetkiliden emir almadan “gereği budur” diyerek.

Maalesef darbenin yıldönümüne denk gelen bir zaman diliminde ise görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Bir de Mescidi Aksa’da namaz kıldırmasıyla gururlandırmıştı beni.

Bir Miraç Gecesinde yaşanan olayı kendisi bizzat şöyle anlatmıştı;

“Halkın arasından geçerek mihraba yöneldik. Sünnetimizi kıldık. O mihrapta kıldı sünnetini. Kalktı minbere doğru giderken yanıma geldi, “minbere buyurun” dedi. “Size zorluk olmasın” dedim. “Bana çok kızacaklarını biliyorum. Vallahi sünneti kılarken düşündüm, siz buradayken çıkamam ben hutbeye. Bu Selahaddin’in minberidir. Bu Sultan Selim’in minberidir. Lütfen siz çıkın” dedi. Şaşırdım ve “Buna hayır diyemem” dedim.

“Bu sözleri kalabalığın içinde ama kulağıma söylemişti. Minbere çıktığımda herkes şaşırdı. Cübbe farklı bir cübbe, sarık farklı bir sarık, yabancı bir görüntü... Arkadaşlar oraya çok ufak bir kamera sokabilmişlerdi. Yeterli bir sistem olmadığı için de insanların ağlayıp, tekbir getirişlerini görüntüleyemediler.”

O gün Mescid-i Aksa’da “Siz buradayken çıkamam ben hutbeye” diyen kişi Mescid-i Aksa’nın Başimamı İkrime Sabri Hoca’ydı.

O gün İslam dünyası dalgalandı. Filistin yalnız kalmadığını, Mescid-i Aksa sahipsiz olmadığını gördü.

Ne dersiniz, Diyanet İşleri Başkanımız Mescidi Aksa’da namaz kıldırarak “çok mu” olmuştu.

Ya da birileri rolünün çalındığı kanaatine mi varmıştı?

Sayı: 976

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hayrettin Osmanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?