SAADET PARTİSİ’Nİ ZOR DURUMA SOKAN KABUK YÖNETİM İSTİFA ETMELİDİR

Saadet Partisi’ni Zor Duruma Sokan Kabuk Yönetim İstifa Etmelidir

Nusayri azınlığa dayalı Suriye’deki Baasçı dikta oligarşisinin Müslümanlara karşı zalim, vahşi, gaddar tutumuna ve barbarca katliamlarına göz yumarak Şam’a kadar gidip katil Esat’ın kanlı elini sıkan, sırtını sıvazlayan kabuk yönetim Saadet Partisi’ni içine soktuğu zor durumdan en son yapılan kimyasal katliam karşısında tamamen çıkmaza sokmuş bulunuyor.

Bir yanda Mısır’daki darbeye karşı çıkıp yaptığı katliamlar nedeniyle gösteriler düzenleyen bir Saadet Partisi; diğer yanda Suriye’deki kimyasal katliama karşı 3 maymunları oynayarak kör, sağır, dilsiz kesilen bir Saadet Partisi…

Mısır’daki darbeyi tebrik eden, bu olay siyasal İslam’ın çökmesidir diyen sanki Beşşar Esat değilmiş gibi; Mursi’nin kapattığı Suriye Büyükelçiliğini ilk açan Darbeci Sisi değilmiş gibi; iki diktatörden birinin yanında yer alıp ötekinin karşısına çıkmanın mantığı, dayanağı, gerekçesi nedir; bilen var mı?

Saadet Partisi kabuk yönetiminin Sabetayist hahama teslim ettiği Millî Gazete dürbünün tersi ile Suriye’deki kimyasal katliama bakarken; doğru yanı ile Mısır’daki konvansiyonel silahlarla yapılan katliamlara bakıyor. Birini yok sayıp göz ardı ederken diğerini öne çıkartıyor.

Mısır’da güvenlik güçlerinin darbeyi protesto etmek için meydanlara toplanan silahsız sivillerin üzerine, çocuk, yaşlı, kadın demeden yaylım ateşi açmasına tepki gösteren Millî Gazete niçin Suriye’de kimyasal gazlarla imha edilen binlerce çocuk, kadın, genç ve yaşlıya ilişkin fotoğraf bile yayınlamaktan imtina ediyor?

Katil Sisi’ye ilişkin her gün manşetten tepki yağdıran Millî Gazete niçin Katil Esat’a paratoner oluyor? Esat’a dokunulmamasının sırrı, gerekçesi, esbabı mucibesi, ne ola ki? Yoksa Nusayri diye mi Esat kollanıyor?

Millî Görüş gömleğini çıkardık diyen AKP yöneticileri Suriye’deki Esat mezalimi ile Mısır’daki Sisi zulmünü ayırt etmeyip ikisine birden karşı çıkarak İslam kardeşliğine vurgu yaparken, hak ve haklının yanında yer alırken; Saadet Partisi kabuk yönetimi neden bu her iki zalime farklı yaklaşıp ikircikli davranıyor? Neden Sisi tu kaka da Esat cici oluyor? Kime nasıl anlatacaklar?

Sanki, Suriye’de 100 bin insanı katleden, milyonlarcasını yerinden yurdundan ederek mülteci konumuna düşüren, kimyasal gazla binlerce insanın canına barbarca kıyan eli kanlı Esat’a eli mahkûm imiş gibi çifte standartlı davranan Saadet Partisi kabuk yönetimi bu tutumunu niçin sürdürmek zorunda hissediyor kendini; akıl, sır erdirmek mümkün değil!

Bu hiçbir şekilde izah edilemeyecek, hiç kimseye anlatılamayacak ikircikli politikalarla Saadet Partisi’ni bitirmek gibi bir niyeti yoksa bir an önce istifa edip yeni bir yönetime yerini terk etsin. Maksadı Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’ni bitirmekse bildiği gibi yapsın.

Yok, eğer bir kere girdiği, bir hayli ileri gittiği yanlış yoldan dönme imkânı bulunamayıp Suriye politikasını değiştirmeye göz kestirilemiyorsa bu takdirde de daha fazla zarar vermeden bir an önce kabuk yönetim istifa etmelidir. Oluşacak yeni yönetim yeni bir politika belirlemelidir. Bu artık sürdürülemez ve tahribatına katlanılamaz bir politikadır.

Eğer kabuk yönetim istifa etmezse tek çare tabandan yükselecek tepkilerle istifaya zorlamak ya da bir genel kongre için kampanya başlatmaktır. Çünkü bu böyle gitmez.

YİK Başkanı O. Asiltürk’ün vesayetinden kurtulamayacaksa ya da kurtarılamayacaksa Saadet Partisi kabuk yönetimi bir şekilde ama mutlaka değiştirilmelidir. Millî Görüş’ün 40 yıllık şanlı mücadelesi, Erbakan’ın bir ömür adadığı dava hain ve naehil ellerde ziyan edilmemelidir.

Saadet Partisi teşkilatları demokratik hak ve imkânlarını kullanarak YİK Başkanı O. Asiltürk’ü, vesayetindeki kabuk yönetimi; izledikleri yanlış, tutarsız, savunulamaz, anlatılamaz, ikircikli, çarpık politikalardan ötürü sorgulamalıdırlar.

Millî Görüşçü Kuruluşlar (MİL-KO) da bu anlaşılmaz politikaların neden ısrarla dayatıldığının hesabını sormak durumundadırlar. Milyonlarca Müslümanın 40 yıl boyunca yaptıkları fedakâr çalışmaların, gayretlerin, emeklerin karşılığı olan Millî Görüş davasını savunmasız bırakmaya vicdanı el vermeyenler bu kabul edilemez duruma vakit geçirmeden müdahale etmelidirler.

Tek başına başlattığı ve uğruna hayatını adadığı Millî Görüş mücadelesi boyunca Erbakan’ın vesayetinden, tek adamlığından haksız, dayanaksız şekilde söz ederek, defalarca kopmalara yol açan, sürekli kışkırtıcılık yapan çevreler neden bir kez olsun O. Asiltürk’ün vesayetini dile getirmiyorlar? Millî Görüşçüler bunu neden düşünüp umursamazlar?

Oysa Erbakan bütün ilgililerle istişare yapar, yetkililerle müşavere eder, herkesin düşüncesini alır, fikrini sorar öyle bir karar oluştururdu. Kimseyi keyfi görevden almaz, sonuna kadar görev yaptırmak için teşvik eder, kimseyi suçlamaz, ayıbını/kusurunu bağışlardı.

Millî Görüş’ün 40 yıllık mücadele tarihinde şimdi Saadet Partisi kabuk yönetiminin yaptığına benzer keyfi uygulamalar, görevden almalar, mensuplarını dışlayan yaklaşımlar, dayatmacılık ve dediğim dedik despotluk hiç görülmemiştir, yaşanmamıştır.

Erbakan’ın çocuklarına karşı sergilenen kabalık, hoyratlık, vefasızlık, insafsızlık, vicdansızlık ise değil Millî Görüş davasında, hiçbir batıl davada bile kolay görülebilir değildir.

Erbakan’ın en yakınında 40 yılını geçirenler, saçlarını, sakallarını ağartanlar çocuklarına bunu neden, nasıl yaparlar, reva görürler?

Bunun bir izahını, tahlilini yapmak; mantığını, nedenini anlamak; mahiyetini, içyüzünü ve arka planını ortaya çıkarmak gerekmez mi? Üzerinde keskin kılıç durulacak bir konu değil midir?

Neden yaşını başını almış koca adamlar; himaye etmek, kollamak, sahiplenmek konumunda oldukları Erbakan’ın çocuklarına karşı bunca gaddar, bunca düşman, bunca zalim davranır?

Eğer hayatta iken davaya ait malları çocukların adına geçirdi ise bundan ötürü tek suçlanacak olan Erbakan’dır. Çocukları babalarının adlarına geçirdikleri malları elbette ki sahiplenecekler. Erbakan O. Asiltürk’e güvenip davanın mallarını emanet etmediyse, çocukları ne diye versin?

Tabii ki O. Asiltürk’ün asıl hedefi Erbakan ve onun davası Millî Görüş’tür. Çocuklarına hesap sormaya kalkışması da onlar üzerinden Erbakan ve davasını itibarsızlaştırmak içindir. Bunu, siyasi mücadeleyi, psikolojik savaşı bilen herkes çok rahat anlar. Alık, ağzı açık, dangalaklar ise zaten ne yapılsa anlamazlar. Kavrayışsızlar her zaman siyasetin dolgu malzemesidirler.

Erbakan Millî Görüş davasına inandığından son nefesine kadar hizmet etmek adına dayandı. O. Asiltürk ve Şevket Kazan gibilerin ise bu davaya ne inançları var ne de bir beklentileri. Tek yapmak istedikleri misyonları icabı Millî Görüş’ü hedefinden saptırıp Siyonist amaçlara hizmet ettirmek. Bunu hala anlamayan gerzeklere ne denebilir; dense neye yarar?

Ama bunca olay ve gelişmeden artık her şeyin farkında olması gerekenler; bir şekilde yapılan ihanetlere karşı bir çıkış yolu geliştirmek, gönül birliği yapmak, istişare ve meşveretle bir fikir ve görüş birliği oluşturmak, hareket tarzı, yöntemi belirlemek durumundadırlar.

Günümüzdeki gelişmiş iletişim teknolojisi ile haberleşmek, görüş teatisinde bulunmak, tanışıp buluşmak, organize olmak, ortak hareket geliştirmek Allah’a şükür, Türkiye gibi demokratik ve özgür bir ülkede hiç zor değildir.

Tek ihtiyacımız; inançlı, şuurlu, heyecanlı, ne istediğini ve ne yaptığını bilen, kararlı, dirayetli, basiretli, feraset ehli insanlardır.

Erbakan teknoloji Allah’ın nimeti diyordu. İletişim teknolojisinden yararlanmalıyız. Erbakan şuur, şuur, şuur diyordu; şuurumuzu ve onun gereği sorumluluğumuzu kuşanmalıyız. Keza, heyecan, heyecan, heyecan diyordu; üzerimizdeki şu ölü toprağından silkinip heyecanımızı yeniden doruğa çıkartmalıyız.

Bakınız hızla yaklaşan bir yerel seçim geliyor. Diğer partilerin adayları bir, bir ortaya çıkıyor… Elazığ’da AKP’nin dışında MHP ve Saadet Partisi’nin de belediye başkanlığı alma potansiyeli bulunuyor…

Geçen Seçim’de Saadet Partisi Elazığ’da başka hiçbir ilde olmadığı kadar başarılı oldu. Dört ilçede, 5 beldede toplam 9 belediye başkanı kazandı. Merkezde ise oy oranı % 15’in üzerine çıktı.

Önümüzdeki seçime şimdiden bir aday gösterip çalışmalar başlatılsın diye aylardır ısrar edip duruyoruz. İl başkanın belediye başkan adayı gösterilmesi halinde Saadet Partili olmayanlar da destek vereceklerini söylüyorlar. Kazanacağına dair birçok kimse ümitli olduğunu söylüyor.

Şayet il başkanı aday olmak ya da gösterilmek durumunda değilse, aday olmak için can atan çok güçlü adaylar var. Ancak genel merkez kılını bile kıpırdatmıyor, il örgütü çaresiz, sessiz bekliyor.

Bize öyle geliyor ki YİK Başkanı O. Asiltürk Elazığ’da çok farklı bir başarı ortaya çıkarsa bunu El-Aziz sahiplenir diye kasıtlı olarak özellikle zamanında aday belirlenmesine izin vermiyor!

Kocaeli’ndeki kongreyi bile El-Azizciler yüzünden iptal ettirdiklerini söyleyen zihniyetten bunu beklemek kadar tabii ne olabilir?

Oysa El-Aziz Gazetesi mensupları olarak bizler bugüne kadar Elazığ’da ne Saadet Partisi’nin ne de MİL-KO’ların yönetimlerine ve iç işlerine hiç karışmadık. Ne adayların belirlenmesinde, ne kongrelerin yapılmasında asla müdahil olmadık; görüşlerimizi, düşüncelerimizi dahi iletme ihtiyacı hissetmedik.

Sadece hizmet ve yardım etmek, destek olmak, katkıda bulunmak, yapabileceğimiz ne varsa onu meccanen, hiç karşılıksız yapmak için çaba gösterdik. Hiçbir şekilde, hiçbir konuda asla söz sahibi olmak için çaba göstermedik, arzu duymadık.

Bizler Millî Görüş davasına çocuğun anası yaklaşımı, şefkati ve duygusu içinde hareket edip zarar vermemek için titizlendik. Biliyoruz ki kime selam versek, kime sıcak baksak, kime yakın dursak onun işini mutlaka bitiriyorlar. Biz de hiçbir ayırım yapmadan bütün yönetimlere yalnız yardımcı olmak için belli bir mesafede durduk.

Ama bütün her şeye rağmen Elazığ’daki başarı diğer illere nazaran başka türlü izah edilemez bir farklılık gösterdiğinde bunu ister istemez El-Aziz ile ilintilendirdiklerinden, kösteklemekten başka çare bulamıyorlar.

Bizim yaklaşımımız ise eğer O. Asiltürk bile Elazığ’dan aday gösterilecek olsa yüksünmeden onun kazanması için elimizden geleni yaparız. Çünkü şahıslar geçici, dava ise kalıcıdır. Bizim bir O. Asiltürk için Saadet Partisi’ne zarar vermemiz asla olacak şey değildir.

Ancak elbette ki O. Asiltürk gibi işbirlikçi hainlerin Saadet Partisi’nden uzaklaştırılması için ne elimizden gelse onu da yaparız. Ama bunun olabilecek en az zararla gerçekleşmesini de isteriz.

Her zaman ifade ediyoruz, bizler asla yıkıcı, zarar verici, fesat çıkarıcı unsurlar değiliz. Çünkü Erbakan hayatta iken şimdi yaptıklarımızı yapıyorduk. Hiçbir zaman Erbakan bu yaptıklarımız konusunda engelleyici olmadı, tavır koymadı. Tam aksine kendisini ziyaret ettiğimizde bizleri uğurlarken haydi siperlerinize diyor, teşvik ediyordu!

Siperimiz olan Elazığ’da El-Aziz Gazetesi olarak yaptıklarımızı biliyor ve bizleri uzun yıllardan beri tanıyordu. Bizlerden hiç kimse yoktur ki; Erbakan bir şeyden men etsin, hatta kaşını çatıp hoşlanmadığını hissettirsin de o şeyi yapmaya devam etsin.

Bu yüzden hepimiz topluca Erbakan’ı her yıl Altınoluk’taki yazlığında ziyaret eder ve El-Aziz’e karşı tavrını bizzat görerek, yaşayarak, anlayarak ne yapmak gerektiğine karar verir yapardık. Yoksa bir kısmı gidip Erbakan’ı ziyaret edip anladıklarını diğerlerine empoze etmezdi.

Bu yüzden hiç kimse El-Aziz mensuplarına Erbakan sizin hakkınızda şunu diyor diyemez, bizi başka türlü davranmaya yönlendiremezdi. Herkes bizzat Erbakan’dan ne dinlediyse, ne gördü ise onun gereğini yapar. Başka türlüsüne asla itibar edip razı olamazdı.

Birçok kişi El-Aziz’den yolunu ayırdı. Herkesin farklı gerekçeleri, nedenleri vardı. Ancak hiç kimse Erbakan şunu dedi, şunu istedi, biz farklı bir şey yapıyoruz diye itiraz ederek ayrılmadı.

Çünkü hep birlikte Erbakan’ı ziyaret ederek ne diyorsa, ne istiyorsa birlikte muhatap olduk ve yine birlikte yapmaya çalıştık. Gizlimiz, saklımız, kapalı işlerimiz hiç olmadı. Kimse kimseyi ne yönetti, ne itaat ettirdi. İşlerimiz gönüllük esasına göre yürütüldü, yürütülüyor.

Özel ilkelerimiz, kurallarımız yoktur. İlkelerimiz, kurallarımız kendiliğinden oluşur, asla İslam’a aykırı olamaz. Yazılı olmayan anayasamız ise şöyledir: Herkese kapımız açıktır. Hiç kimse hatasından, kusurundan, yanlışından ötürü buradan uzaklaştırılamaz. Kalmak isteyene her hangi bir nedenle git demeye hiç kimse yetkili değildir. En büyük kabahat bir kişiyi gitmek durumunda bırakmaktır. Kimsenin, herhangi bir şekilde herhangi bir menfaat ya da yarar sağlanmadığı için zaten kalmak için gönüllülük dışında bir nedeni olamaz. Ne gitmek isteyene ne kalmak isteyene minnet edilir. Ancak aramıza bir kişinin gelmesine vesile olmaktansa bir kişinin gitmemesine vesile olmak yeğdir. Sonuca nasip meselesi olarak bakılır.

Açıkçası bizler Erbakan’dan gördüklerimizi, öğrendiklerimizi, anladıklarımızı kendimize uygulamaya çalışıyoruz, hepsi o kadar!

Sayı: 774

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar El-Aziz Editör - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?