İspanyol Başbakan Zapatero sessiz sedasız geldi gitti!

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero şanlı Türk medyasından hiç ilgi görmeyen sessiz sedasız bir gezi gerçekleştirip ülkesine geri döndü. Ne masonik medya ne ötekiler hiç önem vermediler bu geziye?

Peki, ama neden?

İspanyol Başbakan, Başbakan Erdoğan ile birlikte bir projenin eş başkanlığını yürütüyorlar. Bu, konulmuş adıyla MedeniyetlerİttifakıProjesidir.Haydibu projeye İslami medyanın ilgi duymamasını çapsızlığına ve kavrayışsızlığına verelim. Ama masonik çevreler ve Sabetayist unsurlar için elbette ki bunu söylemek zor.

O halde bu gayri milli çevreler neden şu Medeniyetler İttifakı Projesine bu kadar soğuk bakıyor; olumsuz yaklaşıyor? Konuya ilişkin medyada bir haber, yazı, makale, program bulmak neredeyse imkânsız... Nedir bu karşı tavrın, sessiz ve inatçı direnişin anlamı, amacı?

Bu tür konulara aklı ermeyenler bari Osmanlı Hariciye Nazırı’nın “Sen bu isabetli politikaları belirlemeyi nasıl beceriyorsun” sorusuna verdiği “Ben önce Rus büyükelçisine konuyu açıyorum, sonra da İngiliz Büyükelçisi ile görüşüyorum, onların dediğinin tam aksini yapıyorum her seferinde isabet kaydediyorum” şeklinde verdiği cevaptaki gibi hareket etseler diyorum.

Mademki masonik çevreler, Sabetayist unsurlar, Siyonist odaklar şu Medeniyetler İttifakı Projesine soğuk bakıyor, kayıtsız kalıyor, olumsuz yaklaşıyor, ayak sürüyor, görmezden geliyor… O halde bunda bir iş var, bunun üzerinde keskin kılıç durmak lazımdır demek gerekmiyor mu?

Daha önce bu konuyu birkaç kez bu köşede ele adım. Ne var ki konuya ilişkin gelişmeler kamuoyuna hiç yansımıyor, bu yüzden ne kadar aşama kaydettiğini bilmek ve değerlendirmek durumunda değilim. Ancak olayın adeta derin dondurucuya alındığını ve sonunda sözde kalması sağlanıp gerçekleştirilmesi mümkün olamayan dosyalar bölümüne konulmak üzere rafa kaldırılmak istendiğini şu sessizlikten çıkarmak mümkündür.

Bir kere bu Medeniyetler ve İttifakı tabirleri dünya siyonizmine oldukça ters gelen kavramlar. Çünkü onlar için sadece bir medeniyetten söz edilebilir ki o da Çağdaş Batı Uygarlığıdır. Onlar kargadan başka kuş tanımazlar. Şayet Çağdaş Batı Uygarlığı dışında bir medeniyetten söz edilecekse bu ittifak bağlamında değil, savaş bağlamında düşünülüp ağza alınmalıdır.

O halde bu Medeniyetler İttifakı Projesi dünya siyonizminin önerdiği, desteklediği bir konu olamaz; dolayısıyla ister istemez zorlandığı, vermek durumunda kaldığı ya öyle gözükmeye çalıştığı bir taviz gözüyle bakmak gerekiyor! Çünkü dünya siyonizmi hiç istemeyeceği bir konuda neden proje hazırlanmasına razı olsun, izin versin?

Ayrıca söz konusu Medeniyetler İttifakı Projesi sadece iki Eş Başbakan tarafından temsil edildiğine göre demek ki iki tane medeniyettir söz konusu olan.

İspanyol Başbakan Zapatero tarafından temsil edilen medeniyet hiç kuşkusuz ki Batı Medeniyetidir. Batı medeniyeti ise bir Yahudi-Hıristiyan, yani Haçlı medeniyetidir.

Erbakan’ın sıkça ifade ettiği gibi Batı Medeniyetinin kökü Roma’ya, Roma’nın kökü Eski Yunan’a, eski Yunan’ın kökü eski Mısır’a yani Firavunlara dayanır. Bu özünde kuvveti üstün tutan, menfaati hak sebebi sayan hak, hukuk, adalet tanımaz bir medeniyettir.

Dünya siyonizminin 20. Asırda İngiltere’yi süper güç yaparak Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti’ni yıkıp dünyaya egemen kıldığı maddeci emperyalist zihniyetin kökleri de Firavunlara dayanıyor. Batı Medeniyeti semavi, ilahi kaynaklara dayanmıyor, tamamen dünyevidir.

Bu medeniyetin özünde Yahudi’nin dünya hâkimiyeti amaçlanmaktadır. Tevrat’ı kabala öğretisi ile tahrif eden, İncil’i dejenere eden, Hıristiyanlığa Haç’ı sokan bu eski Mısır’dan kaynaklanan büyücü kabala öğretisidir. Batılı ideolojilerin tamamı, Darwinizm’den Satanizm’e kadar bu öğretinin birer versiyonudur.

Tarihteki Haçlı Seferleri de Avrupa’daki kabalacı Tapınak Şövalyelerinin Kudüs’ü ele geçirmek için hazırladıkları gizli tezgâhların sonucu yapılmıştır.

Dünya siyonizmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra galip devlet olmasına rağmen İngiltere’yi düzenlediği Yalta Konferansı ile devre dışı bırakarak ABD ve SSCB olarak iki süper güç arasında dünyayı bölerek iki bloktan oluşan iki kutuplu bir dünya oluşturdu ve Birleşmiş Milletler teşkilatını kurdu. Aldığı bir numaralı karar ile de İsrail devletinin kuruluşunu ilan etti.

Afganistan işgali sonrasında SSCB yıkılınca ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya kuran dünya siyonizmi ardında Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmeye kalktı ancak başaramayacağını görünce rafa kaldırdı.

Açıkçası Siyonizm asla dünya hâkimiyetini kimse ile paylaşmak ve iki farklı medeniyetin varlığını kabul etmek niyetinde değildir. Ancak istemeden de olsa, sözde de olsa bunu kabul etmiş gibi gözüküyor. İspanya ve Türkiye başbakanlarının temsil ettiği Medeniyetler İttifakı Projesi aslında iki medeniyeti temsil ediyor: Batı ve İslam medeniyeti.

Konunun bir diğer can alıcı noktası da nasıl olup ta İslam Medeniyeti temsilciliğinin Türkiye Başbakanına verilmiş olmasıdır. Öyle ya; neden Türkiye?

Bu aslında verilmiş bir temsil görevi değil, alınmış, koparılmış bir temsil yetkisidir. Daha doğrusu bu, örtülü şekilde, kapalı kapılar arkasında Türkiye ile dünya siyonizmi arasında dünya hâkimiyetini bölüşme, paylaşma müzakerelerinin yapılmakta olduğunun bir ifadesidir.

D-8’lerin 8. Yıl Dönümü kutlamaları vesilesiyle Erbakan ESAM’da yaptığı konuşmada şöyle demişti: Biz kuvveti değil hakkı üstün tutan bir medeniyetin mensuplarıyız. Biz hakkı üstün tutarız ama kuvvetin önemini de göz ardı etmeyiz, kuvvetin kıymetini çok iyi biliriz. Bugün Batı’yı barış için masaya oturtacak bir yaptırım gücüne sahibiz!

Erbakan bu yaptırım gücünün ne tür bir güç olduğunu açıklamadı ama MedeniyetlerİttifakıProjesi gösteriyor ki Erbakan dünya siyonizmini masaya oturtmayı bir şekilde başarmış!

Tabii, dünya siyonizmi bunu asla içtenlikle kabul etmez. Yapacağı şey de oyalamak, vakit geçirmek ve yapacağını yapmak için fırsat kollamaktır.

Ancak dünya siyonizmi hızla güç kaybediyor. Siyonizmin dünyanın jandarması olarak kullandığı tek süper güç ABD Afganistan ve Irak’ta içinden çıkamayacağı bir bataklığa saplanmış bulunuyor. Bu yüzden bir de büyük bir ekonomik kayba uğradığı için asırlık muazzam şirketleri art arda iflas ediyor.

ABD zaten bir çok uluslu şirketler topluğudur; yani klasik anlamda bir devlet değildir. Örneğin SSCB dağıldığında geriye tarihi kökleri üzerinde bir Rusya Federasyonu kuruldu. Eğer ABD dağılırsa geriye bir devlet kalmaz.

El-Aziz’in yayın hayatına girdiği geçen yıllar boyu defalarca yazdım; yeri gelmişken bir kez daha tekrarlamak istiyorum:

Bundan 30 yıl önce, 26, 27, 28 Mayıs 1978 günleri Ankara Yukarıayrancı Camii karşısında, Hoşdere Caddesi üzerinde inşaatı yeni bitmiş bir mağazada yapılan Millî Selamet Partisi’nin seminerine katılmıştım. Orada Erbakan yaptığı uzunca bir konuşmasını kelimesi kelimesine şu sözlerle bitirdi: Biz Sovyetler Birliği ve ABD’yi karton gibi yırtacağız!

Gerçekten de takriben 10 yıl sonra SSCB aynen bir karton yırtılırcasına yıkılıp dağıldı.

Şimdi de ABD 30 yıl sonra bugün tıpkı bir karton gibi yırtılmaktadır!

Bunlar kendiliğinden olmuyor...

Elbette bir nedeni olmalı…

Hele 30 yıl öncesinden olacaklar haber verildiyse!

Sayı:522

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Gülyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?