Küresel kriz ekonomik değil siyasidir

ABD’deki dev bankaların ve sigorta şirketlerinin art arda iflas edip oluşan ekonomik kara delikte yok olmaları küresel ekonomide deprem etkisi yapıp olağanüstü acil önlemler alınması için ilgilileri harekete geçirdi.

İflasları önlemek için Beyaz Saray’ın hazırladığı 750 milyar $ büyüklüğündeki destek paketi yasalaşma yolunda iken dünyanın birçok büyük merkez bankasınca da destekleneceği açıklamaları yapıldı.

Ancak bütün bunlar asla sonuç getiremeyecek, daha doğrusu mukadder sonuçtan kurtaramayacak birtakım palyatif tedbirlerden öteye geçemez. Çünkü sorun temelde ekonomik olmaktan öte daha çok değişen dünya güç dengelerine ilişkin bir siyasi nitelik taşımaktadır.

Bir kere ABD’nin sahip olduğu ya da temsil ettiği çok uluslu ekonomik güç üretim, imalat ya da ticaret hacminin daha büyük oluşuna dayanmıyor; askeri ve siyasi güç üstünlüğüne dayanıyor.

Çünkü ABD’nin sahip olduğu ekonomik güç; gerek Avrupa Birliği, gerekse Çin, Japonya ve Rusya karşısında çoktan üstünlüğünü yitirip oransal olarak sürekli geriliyordu. Tek dayanağı güç sahip olduğu tartışmasız dünyanın en büyük ve rakipsiz güçlü ordusuydu.

Ancak tek süper güç ABD’nin bu karşı konmaz efsanevi askeri üstünlüğünü, Türkiye 1 Mart Tezkeresi ile sarsıp ondan sonraki izlediği çeşitli politikalarla da tam bir acziyet görüntüsüne mahkûm etti.

Bu şekilde fiyakası bozulan tek süper güç ABD’nin, son olarak da Gürcistan’ın özerk Güney Osetya bölgesine saldırması üzerine Rusya’nın beklenmedik sertlikte cevap vermesi karşısında içine düştüğü çaresizlik nedeniyle askeri üstünlük imajı iyice yerle bir oldu.

Rusya’nın bu beklenmedik çıkışının arkasında da Türkiye’nin olduğu anlaşıldı. Çünkü Türkiye “Ben Montreux anlaşmasını deldirtmem” deyince ABD tıpkı 1 Mart Tezkeresinde olduğu gibi gıkını çıkartamadı ve bu uluslararası anlaşmanın kurallarına boyun eğmek zorunda kaldı. Nitekim dünya basını bu olayı yeni bir 1 Mart Tezkeresi şeklinde niteledi.

Oysa ABD Irak’ı işgal ederken Birleşmiş Milletler kararına bile gerek duymamış, hiçbir kural tanımamış, kimseyi de takmamıştı. Başkan Bush “Ya bendensiniz ya düşmanım, ikinci bir şık yok!” diye görülmedik bir pervasızlık sergilemişti.

Ve şimdi artık tüm dünya açık seçik şekilde gördü ki ABD -her ne sebeple olursa olsun- Türkiye’ye söz geçirip göz kestiremiyor. Bu durumda sırtını Pentagon’a dayayan ABD liderliğindeki dünya ekonomisinin cıvataları dayanamayıp gevşemeye başladı.

Çünkü siyasi ve askeri tedbirlerle metazori bir şey yapılamayacaksa; bu asla rantabl olmayan, boğazına kadar israf ve yolsuzluğa batmış ABD liderliğindeki küresel ekonominin hangi türden ekonomik tedbirlere başvurulursa başvurulsun kurtarılması mümkün değildir.

Zaten, ABD liderliğindeki herhangi bir ekonomik değere dayalı olmayan ve Dolar denilen boyalı kâğıda bağlı bulunan üçkâğıt ekonomisinin kurtarılamayacağını bildiği için Türkiye önlem olarak İstanbul’u bir dünya finans merkezi yapmaya çalışıyor. Bunun da miladı 1 Mart Tezkeresidir.

Çünkü 1 Mart Tezkeresi sırasında Türkiye’nin bileğinin bükülemediğini gören Arap ve Körfez ülkeleri bugün 5 trilyon $’a ulaştığı söylenen birikmiş sermayelerine ABD’nin zorla veya ekonomi dışı yol ve yöntemlerle el koymaya kalkışmayacağına inanıyorlar. İstanbul’un dünya finans merkezi yapılması projesi de işte bu inanca dayanıyor.

Bir de son Gürcistan krizinde ABD ve müttefiklerinin geri adım atmak zorunda kalıp onca esip gürlemelerinin bir sonuç vermediğinin açık net görülmesi mevcut küresel ekonomik krizi atlatmak için alınacak tedbirler konusunda fedakârlıkta bulunmanın anlamsızlığını gözler önüne serince ABD ekonomisinin çöküşü çatırdayarak hızlanmaya başladı.

Uzun süredir yaşanmakta olan bu küresel krizin asıl miladı hiç kuşkusuz ki ABD’deki ikiz kulelere ve Pentagon’a yapılan 11 Eylül saldırılarıdır. ABD’nin askeri gücünün merkezi Pentagon’a ve ekonomik gücünün simgesi ikiz kulelere yapılan saldırılar ve gerçekleştirilen bu sofistike organizasyondaki karmaşık yöntemler ile kullanılan akıl almaz teknikler dünyanın tek süper gücünü derinden sarstı.

Çünkü o tarihe kadar okyanuslar ötesinde tabii bir korunak içinde bulunduğu düşünülen ve hiçbir gücün saldırıda bulunamayacağına inanılan ABD şaşırtıcı bir şekilde inanılmaz bir sürprizle en önemli noktalardan can evinden vuruldu.

Zevahiri kurtarmaya yönelik, saldırının ABD içinden tezgâhlandığına ilişkin iddialar ise bir işe yaramak şöyle dursun dünyanın tek süper gücüne olan güveni daha da sarstı.

Hiç kuşkusuz ki dünya siyonizminin jandarması ve üstelik tek süper güç konumunda olan ABD’yi böyle can evinden vuran bu eylemin içeriden tezgâhlanan bir komplo sonucu gerçekleştiğine inanmak akıl ve mantık işi değildir.

Bu tür söylemler dünya siyonizmi dışında böyle bir muhteşem organizasyonu gerçekleştirecek bir büyük akıl, bilgi ve tasarruf gücünün olamayacağını empoze etmeye yöneliktir. Yani bunu yapsa yapsa yine biz yaparız görüntüsü verme hesabı…

Nitekim gelinen noktada ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında 11 Eylül saldırısı Afganistan ve Irak’a saldırıp Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleştirilmesi için vesile yapıldı şeklindeki söylemin geçersizliği apaçık gözler önündedir. Çünkü artık BOP’u dünyada hiç konuşan yok.

Oysa ABD’nin Irak’a girip işgal etmesi aksine Türkiye’nin apaçık bir komplosuydu. Çünkü Türkiye 1. Tezkere ile Pentagon’u adeta davet etti.Adamlar geldiler büyük masraflar yaparak limanlarımızı derinleştirip büyük savaş gemilerinin yanaşabileceği duruma getirdiler… Hava üslerini genişletip pistlerini dev askeri uçakların iniş kalkışına hazır hale getirdiler. Güneydoğu bölgesinde 80 bin kişilik ABD ordusunun konuşlanacağı arazileri paralarını peşin ödeyip kiraladılar. Ve tüm hazırlıklar bittikten sonra donanmalarını alıp İskenderun Körfezi’ne gelip yanaştılar…

Dünyanın tek süper gücü ABD işte tam o sırada, tüm dünyanın gözleri önünde 1 Mart Tezkeresi sürprizi ile karşılaştı. Şimdi ne olacak? Diye tüm dünyanın dışarıya fırlayan gözlerle hayret dolu bakışları karşısında Pentagon, binlerce kilometreyi kat edip geldiği İskenderun Körfezi önünden gerisin geri ABD’ye dönecek değildi. Mecburen Süveyş Kanalını dolanıp Irak’ı güneyden işgale mecbur kaldı.

O zaman Türkiye’deki işbirlikçi çevreler “Dünyanın tek süper gücüne hiç kazık atılır mı? Bu ne cüret? Göreceksiniz biraz dolansa da ABD nihayet Irak’ı işgal edip sınır komşumuz olacak. O zaman Türkiye’yi işgal etmesine kim mani olacak?” diye bol keseden atıp ahkâm kesiyorlardı.

Denilecek ki “Peki, o halde Türkiye niye komşusu Irak’ı böyle bir komplo ile ABD’ye işgal ettirdi? Bunun da cevabı çok açık:

Çünkü ABD’nin Irak’ı işgal senaryosu bir bahaneydi; asıl amaç Türkiye’yi işgal etmekti. Nitekim Pentagon bunun için Nevada Çölü’nde tarihinin en büyük tatbikatını yaparak tam bir Türkiye’yi işgal senaryosu uygulamıştı.

Türkiye ABD’nin bu niyetini biliyordu ve bir karşı senaryo hazırlayıp başarıyla uyguladı. Çünkü Tayip Erdoğan ve arkadaşlarına AKP’nin kurdurulup desteklenerek iktidar yapılmasının asıl amacı bu işgali dostça gerçekleştirmek için çanak tutup fırsat sağlamasıydı.

Nitekim milletvekili seçilmesi engellenip genel başkanı olduğu AKP tek başına iktidara gelmesine karşın Başbakan olmasına imkân verilmeyen Recep Tayip Erdoğan ABD ve İsrail’e bu sözü bilerek ya da bilmeyerek vermişti. Bu yüzden 1 Mart Tezkeresi Tayip Erdoğan’a rağmen Meclis’ten geri döndü.

Bu şekilde bir komplo ile ABD’ye Irak’ı işgal ettirmenin ahlaki yönüne gelince; eğer ABD Türkiye’yi işgal etseydi Irak ve diğer hiçbir İslam ülkesi ABD’ye karşı herhangi bir şey yapamazdı. Bu da tüm İslam Âleminin sonu olurdu. Ama Türkiye işgal dışında kaldığı takdirde Irak’ı ABD işgalinden kurtarabilirdi.

Nitekim koca İslam Âleminde bu yönde şu ana kadar sadece Türkiye çaba gösteriyor. Özellikle Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Platformu Türkiye’nin ABD’ye rağmen başlattığı bir inisiyatifidir.

Türkiye ABD’ye rağmen bölgede giderek değişik konularda inisiyatifler kullanan; bağımsız, özgün ve şahsiyetli bir dış politika izleyen benzersiz bir ülke konumuna gelmiştir. ABD’nin uzun süredir bu gidişata mani olamayıp üstelik destek vermek durumunda kalması İslam ülkelerinde Türkiye’ye yönelik büyük bir güven duygusu uyandırmış bulunuyor.

Asıl önemlisi ise Irak işgalinin ABD’yi büyük ekonomik yükümlülük altına sokup şu yaşanan krize yol açmasıdır.

Son olarak Rusya’nın da Türkiye ile birlikte hareket ettiğinin Gürcistan krizi ile ortaya çıkması tüm dünyada ABD’nin Türkiye’nin bileğini bükemediği hususunda uzun süreli gözlemlere dayanan bir yaygın kanaat oluşturmuştur.

Türkiye’nin ABD’yi durdurabileceğine ilişkin çeşitli tecrübeler sonucu oluşan bu yaygın kanaat global ekonomide tek süper gücün sözünün çok fazla kale alınmaması sonucunu doğurdu.

Kaldı ki Erbakan’ın sözünü ettiği Adil Ekonomik Düzen’in finans sistemi olan faizsiz bankacılık tüm dünyada yaygınlaşarak faize dayalı ABD liderliğindeki global ekonomi ile uzun süredir rekabet halindedir. Yani çökecek olan bu ekonomik sistem alternatifsiz değildir.

Görülüyor ki İstanbul’un dünyanın finans merkezi yapılmak istenmesi öylesine basit bir şey değildir. Bu, Erbakan’ın hep sözünü ettiği İstanbul dünyanın başkentidir söyleminin altını doldurmaya ilişkin çok ciddi bir adım olacaktır.

Ve bir kez daha hatırlatalım ki Erbakan’ın 28 Mayıs 1978’de Ankara Yukarıayrancı semtinde tertiplenen Millî Selamet Partisi seminerinde dile getirdiği hep sözünü ettiğimiz bir iddiası vardı. Diyordu ki SSCB ve ABD’yi karton gibi yırtacağız!

Erbakan’ın bu sözü söylemesinden sadece 10 yıl sonra SSCB tıpkı bir karton yırtılır gibi parçalanıp dağıldı.

Şimdi 30 yıl sonra görüyoruz ki ABD de aynen SSCB gibi bir karton yırtılır gibi yıkılıyor. Çokuluslu birtakım dev şirketlerden oluşan ABD çöken ekonomisinin altında parçalanıp dağılmaya mahkûmdur.

Evet, bildiğiniz gibi El-Aziz Erbakan’ı MEHDİ olarak ilan etti.

MEHDİYET hâşâ kaşmerlik mi?

Sayı: 523

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Gülyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?