Reis ailesinin Özal ailesi gibi olmasından mı endişe ediyor?

Turgut Özal liderliğindeki tek başına ANAP iktidarı, Demirel’in 12 Eylül 1980 öncesi ünlü ifadesiyle “70 Cent’e muhtaç” bir Türkiye devralıp kendi ifadesiyle, çağ atlattı gerçekten. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki tek başına AKP iktidarı da 28 Şubat 1997 süreciyle büyük ekonomik krize ve siyasi kaosa sürüklenmiş bir Türkiye devralıp gerçekten büyük kalkınma hamleleri gerçekleştirdi.

ANAP iktidarı kısa sürede ülke ekonomisini dışa açtı. Türkiye’nin ihracat rakamı 1923’ten 1983’e kadar tam 60 yıl boyunca 2,5-3 milyar $ bandında sabit kalmış değişmemişti. Başbakan Özal ihracatı 10 katına, 35 milyar $’a çıkartarak ülkeye adeta döviz yağdırdı. O süreçte Türkiye’yi ziyarete gelen 2 liderin sözleri bütün her şeyi anlatmaya kâfiydi.

SSCB Başbakanının şu sözlerini gazeteler manşetten vermişlerdi: Sizin vitrinleri Allah mı dolduruyor! İhracatın, ithalatın kotaya bağlı yapıldığı ve birkaç Yahudi ailenin tekelinde olduğu bir Türkiye artık geride kalmış, statükonun engelleme düzeneğibozulmuş,ekonominin önüne çekilen setler yıkılmış, ihracat-ithalat patlamıştı. Semra Özal durumu kendi penceresinden şöyle görüyordu: ABD’de ünlü marketleri gezdim, Türkiye’de bulunmayan hediyeler alalım istedim, lakin bulamadım!

İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani ise Türkiye ziyaretinde, daha önceki bir ziyaret ile ilgili bir anısını anlatmıştı: Diplomat olarak Türkiye’yi ziyarete gelmiş, temaslarda bulunmuştum. Ülkemizden haberleri dinlemek için bir küçük radyo beraberimde getirmiştim. Dışişleri bakanlığındaki temaslar sırasında birçok kişi bu radyoyu kendisine satmamı istedi! Evet; Türkiye 1980 öncesi işte böyleydi!

Başbakan Özal Türkiye’ye çağ atlatırken, kurulu düzen boş durmuyor, her yola başvurup bu gidişatı tersine çevirmeye çalışıyordu. Neler yapıldığını bütünüyle anlatacak değilim; kısaca ANAP iktidarının nasıl yozlaştırıldığını anlatayım…

ANAP başta İstanbul, İzmir çok sayıda belediye başkanlığı kazanmıştı. O zaman belediyeler o kadar kıt mali imkânlara mahkûm edilmişti ki ciddi bir yatarımın yapıldığı vaki değildi. ANAP iktidarı belediyeleri paraya boğdu. Yatırım yapmak için alt yapıları ve tecrübeleri olmadığından o paralar çarçur, çoğu da iç edildi.

Statükocular bu durumu fırsat bilerek yolsuzluk iddialarını öyle bir yaygarayla topluma yansıttılar ki sonraki 1989 yerel seçimlerinde ANAP Özal’ın memleketi Malatya dışında il olarak aldığı tek Hakkâri Belediyesi de partisinden istifa etti!

II. Boğaz Köprüsünü yapan, Türkiye’yi otobanla tanıştıran Özal İcraatın İçinden programlarında halka şöyle sesleniyordu: Demirel ilk köprüyü 3 gidiş, 3 geliş, 6 şeritli yaptı; ben 4 gidiş, 4 geliş 8 şeritli yaptım. Demirel Keban Barajını, Fransız firmaya yaptırdı 10 yılda bitirdi. Ben, ondan kat kat büyük Atatürk ve Karakaya barajlarını tamamen yerli imkânlarla 3’er yılda bitirdim. Liste böyle uzuyordu…

Ama statüko basınının gündemi çok farklı ve bambaşkaydı… Özal’ın kızının âşık olduğu erkekler, eşi Semra Hanım’ın papatyaları (ANAP kadın kolları), prensleri dedikleri Özal’ın bürokratlarının rüşvet hikâyeleri gibi sansasyonel haberlerden geçilmiyordu. Özal’ın kızına bir Jaguar marka otomobil hediye ettirip, ülkeyi bu haberle ayağa kaldırmışlardı. Statüko bürokrasisi amblemi davulu delen jaguar olan bir parti kurdurmuş, resmen seçime sokup, TRT’de propaganda imkânı da sağlamıştı. Bütün bu hakaretlere, haksızlıklara maruz bırakılanBaşbakan Özal üstelik de diktatör diye niteleniyordu… Özal’ın bu ülkeye yaptığı hizmetlerden bugün 80 milyon yararlanıyor. Kızı Zeynep kirasını ödeyemediğinden ev sahibi kapıya koydu diye gazeteler haber yaptı!

Türkiye’nin çok yakın geçmişinin bu çok kısa özetini neden mi yaptım? Ülkeler, milletler de yıkılır tarih sahnesinden silinir. Tarih nice imparatorlukların yıkılma hikâyeleri ile doludur. Bir toplum su getireni değil testiyi kıranı sahiplenirse her halükârda yıkılacak ülkenin enkazı altında kalmaya mahkûmdur.

Ülkeyi yönetenler; toplumdan destek göremeyeceklerini anladıklarında işbirliği içerisine girip konumlarını, ailelerini kurtarma çabasına düşebilirler. Onların da insan olduklarını, korkuları, endişeleri olabileceğini göz ardı etmemelidir. Onlar fedakâr kahramanlar olmayabilirler. Ülkesi, milleti için kendini, ailesini, ikbalini feda edemeyebilirler. Onlardan bunu beklememek gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde kurulan AKP ilk girdiği 3 Kasım 2002 genel seçiminde tek başına iktidar olup 16 yıldır ülkeyi yönetiyor. 28 Şubat sürecinde nasıl bir Türkiye’yi devraldığını idrak etmek için 36 yaşlarında olmak yeter. Yaşı daha küçük olanlar da çeşitli yayınlardan o dönemi öğrenebilirler…

Lakin görülüyor ki, ANAP iktidarına neler yapıldıysa benzerini AKP iktidarına da yapmaktalar. ANAP; Millî Görüş kadroları öncülüğünde tabanı sermaye yapılıp, 4 eğilimi birleştirme adlı siyasi mühendislik projesi ile kuruldu. Millî Görüşçüler sonra tasfiye edilerek masonik zihniyetin egemen olduğu yapıya dönüştürüldü, Mesut Yılmaz’a teslim edildi. ANAP öyle tükenip gitti, tarihe mal oldu.

Şimdi ise Millî Görüş kadroları öncülüğünde kurulan, ana gövdesi Refah Partisi tabanından oluşan AKP Kemalist Pelikancılar denilen bir yapının vesayeti altına alınmak isteniyor. Mehmet Barlas, eşi Canan, oğlu Cemil, kayınçosu Can Paker, diğer bazı masonik unsurlar AKP’yi teslim almaya çalışıyor.

Başaracak olurlarsa, yalnız AKP ve iktidarına değil İslam Dünyasının tek umudu olan Türkiye’ye de yazık olacak. Bari yakın tarihten ibret alabilsek.

Sayı: 978

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sururi Seçmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

hasan çelik - liderine ve davasına ihanet edip Yahudi ile iş birliği yapabilen bir kişiliğin ( belki küresel bir vizyona sahip olmayan,islama uygun bir liderlik vasfına sahip olmayan bir şahsiyetin böyle yaparsam daha iyi hizmet ederim yanlış düşüncesine sahip olsa bile ki bu erbakanın anlattığı cihat etmedeki uygulama esaslarına uymuyor ) önünü açan milli devletin her türlü hata yapabileceğine,devletin tedbir almaması sanırım düşünülemez o zaman şu sorular akla geliyor devlet buna neden izin veriyor veya göz yumuyor gibi görünüyor belkide dış politikada çok kritik bir dönemden geçtiğimiz için sessiz kalıyor şimdilik

yazılıp çizildiği gibi Erdoğanı barlas ailesi yönlendiriyorsa erdoğandan hayır gelmez kimi güçlü görürse ona hizmet eder

öte yandan bütün bu olanlar devletin erdoğana 2019 da başkanlık adaylığı vermemesindenmi kaynaklanıyor

konu biraz dağıldı gibi ama sizin şu sorumdaki kanaatlerinizi öğrenmek isterim

devlet hakikaten erdoğanın üzerini çizdimi,çizdi ise neden

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Ağustos 00:24


Anket Elazığ Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler