Reis; metal yorgunluğu söylemiyle kimleri hedef alıyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan artık aynı zamanda AKP Genel Başkanı. İl başkanlarını Ankara’da toplayarak yaptığı konuşmada AKP’de metal yorgunluğu yaşandığını belirtti ve yenilenecek kadrolarla bu sorunun aşılacağını resmen deklare etti.

Bu, normalde makul mantıklı bir uygulama değildir. Zaten AKP kongreler süreci içerisinde gerekli değişim, sessiz sedasız, gerekçesiz yapılabilirdi. İstediği kadar değişikliği AKP teşkilatlarında gerçekleştirmede Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir engelle karşılaşmaz. Bunun için AKP’de metal yorgunluğu var söylemine gerek yok. Değişecek olan yönetimleri metal yorgunluğu ithamı altında bırakanın ise hiç manası ve gereği yok.

Yürürlükteki siyasi partiler yasası genel başkanları teşkilatlar üstünde sınırsızca yetki sahibi kılmaktadır. İstediği kongreyi iptal etmede, yerine atama yapmada hiçbir engel bulunmamaktadır. Dolaysıyla kongrelere tek liste ile gidebilir. Ayrı liste çıkarılmasının da çok fazla önemi yok. Hoş, metal yorgunluğuyla suçlanan teşkilatların aday olmasının da önünde resmi bir engel bulunmuyor.

AKP teşkilatlarının metal yorgunluğu ile itham edilmesinin pratikte hiçbir yarar sağlamayacağı açık. Buna karşılık görevden alınacak teşkilatların peşinen metal yorgunluğu ithamı altında bırakılmasının ise sayılamayacak kadar sakıncası var. O halde bu metal yorgunluğu nerden çıktı, bununla ne yapılmak isteniyor?

AKP teşkilatlarında yapılacağı açıklanan değişimin metal yorgunluğugerekçesi ile yapılmasının siyasi ve ideolojik nedenleri olmalıdır. Öteden beri AKP fabrika ayarlarına dönmelidir diyen bir kesim var. Bu kesim AKP’nin iktidarda kuruluş felsefesinden uzaklaşarak Millî Görüş politikalarını uyguladığı iddiasında.

Tayip Erdoğan’ın Başbakanlık görevine başladıktan sonra, çıkardım dediği Millî Görüş gömleğini yeniden giydiği iddialarını sıkça dillendiren bu kesim; AKP’nin muhafazakâr demokrat kimliğinden saptığından nicedir yakınıyordu. Pelikancı denilen trol ekibinin Cumhurbaşkanı Erdoğan hesabına Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nu hedef alan karalama, yıpratma, itibarsızlaştırma kampanyalarına temel dayanak yapılan söylem de AKP’nin muhafazakâr demokrat kimliğine ve kuruluş felsefesine geri dönülmesi talepleri doğrultusundadır.

AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde Eski Türkiye konseptini değiştirdiğini, Yeni Türkiye olgusunu gerçekleştirdiğini, reformcu bir parti olduğunu söylemlerinin ana teması haline getiren Recep Tayip Erdoğan neden muhafazakâr demokrat (statükocu) anlayışa geri dönüş sinyalleri vermektedir?

Bilindiği üzere Tayip Erdoğan ve arkadaşları, Erbakan ve Millî Görüş ile yollarını ayırıp AKP’yi kurduklarında siyasette 28 Şubat’ın sert rüzgârları esiyordu. Şayet vesayet rejiminden icazet alamayacak olsalardı kendilerine iktidar yolu açılmaz ve başarılı olamazlardı. TÜSİAD tavsiyesiyle ABD Yahudi kuruşlarından referans alınarak kurulan AKP’ye iktidar yolu o sayede açılmıştı.

Lakin Tayip Erdoğan liderliğinde kurulan, seçime girerek tek başına iktidar olan AKP Abdullah Gül Başbakanlığında hükümetini kurmuştu. Recep Tayip Erdoğan milletvekili seçilemediği için anayasaya göre Başbakan olamıyordu…

ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin başkentlerine ziyaretler gerçekleştiren, devlet başkanları düzeyinde karşılanıp ağırlanan Tayip Erdoğan 6 ay geçmesine karşın başbakan olmanın bir türlü yolunu bulamıyor ve Başbakan Abdullah Gül görevi sürdürüyordu.

Artık umutlarının tükenmeye yüz tuttuğu ve Başbakan Abdullah Gül’ün göreve devam ettiği bir sırada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Dolmabahçe Sarayında bir araya geldiği Recep Tayip Erdoğan’la protokol hazırlayarak Siirt Milletvekili seçilmesini ve Başbakanlık koltuğuna oturmasını sağladı. Baykal ve Erdoğan’ınBeylerbeyi’ndeki Bosphorus Lokantasında, daha önce bir araya gelip 3 saatlik baş başa görüşme yaptıkları da medyada yer almıştı.

Açıkçası Tayip Erdoğan AKP’yi TÜSİAD referansı ile ABD Yahudi kuruluşlarından aldığı icazetle kurmuştu; onların hiçbir zaman iyi gözle bakmadığı Deniz Baykal sayesinde ise başbakanlık koltuğuna oturabilmişti! İşte bu nedenle AKP iktidarı TÜSİAD’ın yaptığı fabrika ayarlarından uzaklaşarak Millî Görüş çizgisini izleme sürecine girmişti. Açıkçası Tayip Erdoğan bu kez Yahudi ile yolunu ayırmıştı…

Tabii; vesayet rejimi, arkasındaki küresel güç bu duruma seyirci kalacak değildi ki, ardı arkası gelmeyen hamleler başladı: Cumhuriyet Mitingleri arkasından 27 Nisan E-Muhtırası, AKP’ye kapatma davası, 367 kumpası, Ergenekon komplolar serisi ve nihayet 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi. AKP iktidarı bütün bunlardan milli derin devlet sayesinde sıyırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini bütün bu badirelerden sahili selamete taşıyan milli derin devletle bir uyuşmazlık dönemi yaşıyor izlenimini veriyor şimdi. Yine Yahudi’den yana mı dümen kıracak ne?

Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ile yaşadığı derin anlaşmazlık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı TÜSİAD ve temsil ettiği küresel güçle bir yeni ittifak arayışına sürüklemiş gibi. AKP’yi Pelikancılara teslim etme hesapları yapılmasını bu yeni ittifak arayışının yansımaları olarak görmek mümkündür.

Sayı: 971

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sururi Seçmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 seçimlerinde hangi vaade oy vereceksiniz?