Başkent İstanbul 5 yıl İngiliz işgali altındayken neden tek mermi sıkılmadı?

Gerek konvansiyonel gerekse de sosyal medya 23 Nisan kutlamalarıyla inliyor. Şiirler, şarkılar, skeçler, diziler, filmler, köşe yazıları, programlar hepsi aynı şeyleri tekrar edip duruyor. Zümre kontrolündeki medya ve akademiyayı kahramanlık naraları ile inletirken çok basit bazı gerçekler hiç dillendirilmiyor, ilginçlikler sorgulanmıyor. Çünkü tek bir küçük gerçek bile tüm yalanlarının yıkılmasına yol açabilir.

23 Nisan 1920 TBMM'nin açılışı olarak her yıl kutlanıyor. 100 yıldır ne söylenenler değişti ne farklı içeriklere yer verildi. 

Kutlamalar çok dar, sığ, sınırlı bilgilerle gerçekleştiriliyor. Çünkü 100 yıl önce yazılan resmi tarih yalanlarından öte söylenecek bir şey yok.

Ayrıca detaya inilirse açık verilip 102 yıllık illüzyonun birden dağılmasından da korkuluyor.

Çünkü gerçekler ortada çok büyük bir takiye ve ihanet olduğunu gözler önüne seriyor.

Önce bir kere 23 Nisan 1920'de kurulan ilk Meclis tam anlamıyla bir takiye projesiydi.

Ağırlıkla İslam âlimlerinden ve yerel liderlerden oluşturuldu. Çünkü Anadolu'da işgale karşı gerçek bir kurtuluş direnişi vardı. Onlardan cihat görüntüsü ile inisiyatifin ele alınması gerekiyordu.

Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Vehbi Çıkrıkçı gibi kahramanların başlattığı gerçek İslami direnişe karşı Siyonist Haçlı Birliğinin Osmanlı'yı uzun süre işgal altında tutmayacağı açıktı.

İşte buna şöyle bir oyunla çözüm bulundu. İslami direnişten inisiyatifin alınması için M.Kemal'in de içinde olduğu İttihatçılardan oluşan bir ekip Anadolu'yu gezerek İslami direniş görüntüsüyle kongreler, toplantılar tertipledi.

Bu ekip Anadolu'da İngilizlerin desteği ile egemenlik sağlayınca çoğunluğu İslam Alimlerinden oluşan ilk Meclis dağıtılıp Sabetayist Yahudiler atanarak yenisi oluşturuldu.

Zira Anadolu'yu gezen İttihatçı ekibin samimi bir direniş başlatmadığı sonrasında yaşanan gelişmelerden anlaşılıyordu.

İngilizler Çanakkale'den geçip başkent İstanbul'u işgale çıktığında rıhtımda direnişle değil İskoç Bölüğü marşının bestesiyle bestelenen Katibim   şarkısıyla karşılandılar.

Ve 5 yıl boyunca İstanbul'u işgal altında tutarken de İttihatçılardan hiçbir tepki görmediler.

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı hakkında önemli çalışmalara imza atan araştırmacı yazar Murat Bardakçı'nın İstanbul'un işgali ile önemli tespitleri var. İşte onlardan bazıları:

"Paris'in işgalini anlatan bu yayınları görünce, bir başka başkentin 1918 ile 1923 arasında uğradığı ama nedense pek konuşulmayan, ders kitaplarında bile şöyle bir geçen işgalini hatırladım.

PARİS'E RAHMET OKUTUR!

İstanbul'un işgalinden söz ediyorum.

İmparatorluk başkenti İstanbul'un beş sene boyunca yabancı çizmelerin altında inlemiş olduğunu bazılarımız bilmez, bilenlerimiz ise genellikle pek hatırlamak istemezler. Şimdiye kadar yapılan ve işgali anlatan çalışmalar, maalesef son derece yetersizdir. Tezlerini bu konuda yapmak isteyen bazı üniversite öğrencileri ise, hocaları tarafından engellenir ve başka bir konu bulmaları istenir.

İstanbul'un işgali, ders kitaplarımıza göre Mustafa Kemal Paşa'nın "Geldikleri gibi giderler" sözüyle ve Şehzadebaşı Karakolu'nda uykularında şehid edilen askerlerimizle sınırlıdır, o kadar.

Halbuki, uğradığımız işgal Paris'te yaşanan acılardan kat be kat ıstıraplıdır, zira işgalcilerle aramızda asırların çekişmesi ve üstüne üstlük bir de din farkı mevcuttur. İşgalde, direnişin yanı sıra Paris'e rahmet okutacak derecede işbirliği de vardır ve Patrick Buisson'un "Erotik Yıllar"ın benzeri, bizde özellikle de bazı konaklarda yaşanmış, rezaletler ayyuka çıkmış ama unutulmalarına çalışılmıştır. Hem Osmanlı, hem de işgalci ülkelerin arşivleri, siyasî ve askerî konuların yanı sıra işin böyle rezil taraflarını da gözler önüne seren belgelerle doludur.

Hayalim, günün birinde geçmişi her şeyiyle kabul eden ve kompleks taşımayan tarihçilerimizin çıkması ve bu konuya eğilmeleridir."

PARİS'İN İŞGALİ

Bardakçı'nın yazısında bahsettiği "Paris'e rahmet okutacak derecede işbirliği"nden kasıt ise İttihatçıların işgalcilerle olan ilişkisidir.

Yani Osmanlı'nın işgali, başkentin 5 yıl İngiliz esareti altında kalması ve TC'nin kurulması aslında bu işbirliğinin bir sonucudur.

Şimdilerde torunlarının her fırsatta nasıl Batılı devletleri Türkiye'ye müdahaleye çağırdıklarını görüyorsunuz. İşte Osmanlı'nın zayıf dönemi olduğundan dedeli bunu gerçekleştirebildiler

Zira Maraş'ta başörtüsüne el uzattı diye Fransız ve Ermeni askerlerine karşı direniş başlatıp düşman askerlerini mermiye boğan Sütçü İmam gerçeği varken İttihatçıların 5 yıl boyunca başkentin işgali sırasında tek mermi sıkmamalarının başka da izahı olamaz.

Hem de İstanbul'un işgali sırasında İngilizlerin 5 yıl boyunca Müslüman halkımıza ne trajediler yaşatmış olabileceği de malum...

Peki Sütçü İmam bir başörtüsüne el uzatıldı diye direniş başlatırken İttihatçılar koca İstanbul halkının özgürlüğüne, namusuna el uzatılırken neden tek mermi sıkmadı?

Çünkü Sütçü İmam ve diğer isimlerin Anadolu'da başlattığı gerçek bir direniş, Kuvvacılarınki ise tamamen takiyeden ibaretti.

Bu gerçek Osmanlı Siyonizm hesabına yıkılıp TC bir İngiliz müstemlekesi olarak kurulunca çok daha net ortaya çıktı.

Dualarla, hatimlerle, hutbelerle açılan Meclis dağıtılıp yerine Sabetayist Yahudiler doldurulunca işbirlikçiler gerçek yüzlerini göstermeye başladılar.

İslam Alimleri sebepsiz darağaçlarına yollanırken cesetleri ise günlerce şehir sokaklarında sergilendi, halka korku pompalandı.

Günümüzde böyle bir şeyi düşünebiliyor musunuz?

Zulüm öyle boyutlara vardı ki yargılama sırasında eceli ile ölenler bile mezarlarından çıkarılıp darağacında sallandırıldı.

Müslümanların dinini yaşaması engellendi, halk kara saban peşinde koşturulup devlet ve siyasetten tamamen el çektirildi.

İşte köylünün milletin efendisi olması denen şey budur.

Müslüman halk inkarcı, materyalist, Kemalcı eğitim sistemiyle asimile edilirken TC bir Sabetayist çiftliği olarak hayatını sürdürdü.

TC'yi yönetirken kendilerine sorun yaşatabilecek Rum ve Ermeni azınlıkları mahalleleri yakılarak, malları yağma çapul olayları ile iç edilerek, Varlık Vergisi gibi hususlarla ülkede yaşayamaz hale getirilerek temizlendi.

Müslüman halkın ise Tekalif-i Milliye Kanunu ile malları gasp edilip takiyeci Zümre'ye verildi.

Geriye korkutularak sindirilmiş Müslüman halk ve Selanik'ten gelip Rum ve Ermeni azınlığın mallarına konan tamamı bir anda korkunç bir zenginliğe ulaşan Selanik Dönmesi Sabetaycı Zümre kaldı.

İşte her yıl 23 Nisan ve diğer bayramlarda topluma boca edilen yalanların arkasında saklanan gerçekler bunlar.

Koca koca profesörler, bürokratlar, devlet adamları bu gerçeklerden bihaber. Zira Zümre'nin baskı ve dayatması halen devam ediyor.

En ufak bir karşı fikrin 100 yıllık illüzyonlarını yıkacağını ve kendilerini hedef haline getireceğini bildiklerinden yalanlarla toplumu uyutmaya devam ediyorlar.

Ama bu böyle gitmez... Hakikat zeytin yağı gibidir uzun süre suyun altına kalamaz!

O.G.

23 Nis 2022 - 13:33 - Gündem

Muhabir  Osman Gürses


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak El-Aziz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan El-Aziz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler El-Aziz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı El-Aziz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.